Kasım 02, 2004

Böğürtlen

İnsan sağlığında önemli rolleri olan böğürtlen; organik asitler, mineraller ve vitaminler bakımından çok zengin bir meyvedir. Böğürtlenlerde çiçeklenme genellikle Mayıs ayında başlayıp Ağustos ayına kadar devam etmektedir. Bu nedenle bitki üzerinde değişik olgunlaşma devrelerinde olan meyve salkımları birbirini izler. Çoğaltma yöntemleri Kök sürgünleri ile Uç daldırma ile Yaprak-göz çelikleri ile Kök çelikleri ile Doku kültürü ile

Artık yıl

Artık yıl, takvim yılının mevsimlerle ve Dünya'nın Güneş çevresinde dönme süresiyle uyumlu olması için, fazladan bir gün içeren yıllara denir. Gregoryen takviminde, bu fazladan gün 29 Şubat olarak seçilmiştir. Bu takvimin kurallarına göre bir yılın artık yıl olup olmadığı şöyle belirlenir: Eğer yıl 400'e tam olarak bölünebiliyorsa, yıl artık yıldır. Eğer yıl 4'e tam olarak bölünebiliyor ve 100'e tam olarak bölünemiyorsa, yıl artık yıldır. Bunun dışındaki durumlarda yani a) Yılın 4'e bölünememesi ya da b) 100'e bölünüp 400'e bölünememesi durumunda, yıl artık yıl değildir. Jülyan, geliştirilmiş Jülyan ve İran takvimlerinde de benzer kurallarla belirlenen artık yıllar vardır. İlgili konular Artık saniye Artık ay (İbrani ve Çin takvimlerinde)

Ankara

Ankara, Türkiye Cumhuriyeti'nin başkentidir. TARİHÇE Ankara kentinin bir görüşe göre, galatlar tarafından kurulduğu ve gemi çapası anlamına gelen adıyla bilindiği ileri sürülmektedir. Diğer bir görüşe göre ise Ankara’nın kurucusu Frigya Kralı Midas’tır. Daha sonraları kent Engürü olarak adlandırılmıştır. Kuruluş dönemi ve şekli ne olursa olsun kent ilk dönemlerden beri ticaret yollarının kesiştiği bir konuma sahip olmuştur. Hitit döneminde Ankara’nın bir askeri garnizon olarak kullanıldığı bilinmektedir. Büyük Hitit İmparatorluğu’nun tarihe karıştırmasından sonra kent ve yöresinde M.Ö.7. yüzyıla kadar Frigyalılar egemen olmuştur. Frigya devletinin yıkılışından sonra Lidyalılar M.Ö. 547 yılına kadar bölgeye hakim olmuştur. Daha sonra Ankara Pers eğemenliğine girmiştir. Yaklaşık 200 yıl süren pers egemenliği döneminde Ankara’nın önemli bir konaklama yeri ve ticaret kenti durumuna geldiği belirtilmektedir. Mekadonya Kralı Büyük İskender M.Ö. 333 baharınde persleri yenerek Ankara’yı kendi imparatorluğuna katmıştır. Bu dönemde Anadolu’ya gelen savaşçı kavim Galatlar eski Ankara Kalesi’ni yapmışlardır. Daha sonra bölgede siyasal birliği kuran Romalılar M.Ö. 189 yılında Galatlar'ı yenerek Ankara’yı ele geçirmişlerdir. Roma döneminde Ankara ulaşım sistemini oluşturan önemli yollardan birinin üzerinde bulunmaktaydı. Kent Roma döneminde içişlerinde bağımsız ve demokratik yapıda yönetilmiştir.. Bu dönemde halk tarafından “ Demoj ” ve “ Bule ” adı verilen iki ayrı gruptan oluşan bir belediye meclisi seçilirdi. Bu Meclisler bütün gereksinimlerini saptardı ve böylece kentin iç yönetiminde Kent meclisi ve Halk Meclisi bütün kararları almak yetkisine sahip olurdu. Bu dönemde kentin alt yapısı tamamlanmış, kente 60 Km uzaklıktaki Elmadağ’dan taş borularla getirilen su mahallelere dağıtılmıştır. M.S. 3. Yüzyıl ortalarında Roma İmparatorluğu’ndan ortaya çıkan Sosyal ve ekonomik çöküntüye paralel olarak kent o günlere kadar koruduğu açık kent niteliğini yitirmiş ve çevresi surlarla çevrilmiştir. İmparatorluk beşkenti İstanbul’a taşınınca, Bizans döneminde Ankara’dan geçen ve başkenti doğuya bağlayan yolların önemi daha da artmıştır. M.S. 10. yüzyıla kadar Ankara Diğer Bizans Kentleri gibi para ekonomisinin geliştiği, örgütlü bir ekonomik yapısı olan önemli bir merkez özelliği kazandırmıştır. Bu dönemde, kent planının temel öğeleri; kent düşman saldırılarına karşı koruyan kalın surlar, pazar yeri işlevini gören agora ve kilisesidir. Ayrıca tahıl depoları, ambarlar ve hamamlar işlevlerini sürdüren diğer önemli ögelerdir. Ankara’nın Selçuklular'ın eline geçmesi, Malazgirt savaşından sonra 1073 yılına rastlar. Ankara gibi Bizans kentlerine Türklerin kitle halinde girmesi 11. yüzyılın son çeyreğinden sonra başlar. Türkler büyük bir hızla kırsal alana yerleştiler ve tarımsal üretime katıldılar. Daha sonra 12 ve 13. yüzyıllarda Selçuklu sultanlarının da çabasıyla transit ticaret bir gelişme gösterdi. Ankara 1304’de görevli özerklik vererek Osmanlı Devleti'ne bağladığı Ankara, 1. Murat zamanında kesin olarak Osmanlı topraklarına bağlandı, 1402 yılında Timur orduları ile osmanlı Sultanı Yıldırım Beyazıt arasındaki Ankara Meydan Savaşı zamanında Ankara ve çevresinin büyük ölçüde harap olmasına karşın Anadolu birliğini yeniden kuran 2. Murat zamanında yeniden onarılmıştır. Bu dönemde su yollarına kadar bütün alt yapı tesisleri, hanlar, hamamlar ve diğer kamu binaları onarılmıştır. Ankara 16-19. yüzyıllar arasında birçok yabancı gezginin de uğrak yeri olmuştur. Gezginler yazdıkları seyahatnamelerinde kentle ilgili çok doğru bilgiler vermiş, çizdikleri gravürlerle o döneme ilişkin görsel malzeme sağlamışlardır. 19. Yüzyıl sonlarında Deutsche Bank ile Osmanlı Devleti arasında imzalanan bir demiryolunun yapılması konusunda anlaşmaya varılmış ve 1889’ da başlayan yapım çalışmaları sonunda 1892’ de ilk tren Ankara’ya gelmiştir. Ankara’nın önemi Kurtuluş Savaşı ile birlikte artmıştır. Gazi Mustafa Kemal ve arkadaşları Ulusal Kurtuluş Savaşı’nı Ankara’dan yönetmişler. İlk Ulusal Meclis yine Ankara’da toplanmıştır. Ankara, Türkiye Cumhuriyeti’nin başkenti olduktan sonra hızlı bir gelişme göstermiş, bir yandan Prof. Hermann Jansen’in hazırladığı kent planı çerçevesinin de İmar hareketleri hızkanırken diğer yandan, kamu yönemitinin başlıca kurumları kentte örgütlenmeye başlamıştır. Nüfus’u 1920’lerde 25.000 dolaylarında olan kent büyümüş ve 2000’li yıllarda 4 milyona ulaşmıştır.

Ahmet Hamdi Tanpınar

Konu başlıkları 1 Hayatı 2 Eserleri 3 Hakkında Hazırlanmış Eserler 4 Şiirlerinden Örnekler Hayatı Ahmet Hamdi Tanpınar, 23 Haziran 1901 tarihinde İstanbul'da doğdu.İstanbul'da Ravaz-i Maarif İbtidaisi'nde, Sinop ve Siirt rüşdiyelerinde, Vefa, Kerkük ve Antalya sultanilerinde öğrenim gördü. Baytar mektebini bırakarak girdiği İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi'nden 1923 yılında mezun oldu. Erzurum, Konya ve Ankara liseleriyle, Gazi Eğitim Enstitüsü ve Güzel Sanatlar Akademisi'nde edebiyat öğretmenliği yaptı, aynı akademide estetik ve sanat tarihi dersleri verdi (1932 - 1939). 1939 yılında İstanbul Üniversitesi'ne Yeni Türk Edebiyatı Profesörü olarak atandı. Maraş Milletvekili olarak 1942-1946 yıllarında Türkiye Büyük Millet Meclisi'nde bulundu. Bir süre Milli Eğitim Müfettişliği yaptıktan ve Güzel Sanatlar Akademisinde eski görevinde çalıştıktan sonra 1949 yılında İstanbul Üniversitesi, Edebiyat Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü'ne yeniden döndü ve bu görevde iken 24 Ocak 1962 tarihinde İstanbul'da öldü. Eserleri Şiir (Şiirler, 1961; Bütün Şiirleri adıyla genişletilmiş olarak 1976, yeni basım: YKY 1999) Hikâye (Abdullah Efendinin Rüyaları, 1943; Yaz Yağmuru, 1955; Hikâyeler, 1983) Roman (Huzur, 1949, YKY 2001; Saatleri Ayarlama Enstitüsü, 1962, YKY 2000; Sahnenin Dışındakiler, 1973; Mahur Beste, 1975, YKY 2001; Aydaki Kadın, 1987) Deneme (Beş Şehir, 1946, YKY 2000; Yahya Kemal, 1967; Edebiyat Üzerine Makaleler, 1969; Yaşadığım Gibi, 1970) Monografi (XIX. Asır Türk Edebiyatı Tarihi, 1949) Ahmet Hamdi Tanpınar'ın Yapı Kredi Yayınları'ndaki kitapları Şiirler (1999) Beş Şehir (1999) Huzur (2000) Saatleri Ayarlama Enstitüsü (2000) Mahur Beste (2001) Yahya Kemal (2001) Hakkında Hazırlanmış Eserler Ahmet Hamdi Tanpınar'ın Mektupları, Zeynep Kerman (1974; genişletilmiş ikinci basım, 1992) Ahmet Hamdi Tanpınar'dan Seçmeler, Enis Batur (YKY, 1992) Şiirlerinden Örnekler Ne İçindeyim Zamanın Ne içindeyim zamanın, Ne de büsbütün dışında; Yekpâre, geniş bir ânın Parçalanmaz akışında. Bir garip rüyâ rengiyle Uyuşmuş gibi her şekil. Rüzgârda uçan tüy bile Başım sükûtu öğüten Uçsuz, bucaksız değirmen; İçim muradına ermiş Abasız, postsuz bir derviş; Kökü bende bir sarmaşık Ölmuş dünya sezmekteyim, Mavi, masmavi bir ışık Ortasında yüzmekteyim. Herşey Yerli Yerinde Herşey yerli yerinde; havuz başında servi Bir dolap gıcırdıyor uzaklarda durmadan, Eşya aksetmiş gibi tılsımlı bir uykudan, Sarmaşıklar ve böcek sesleri sarmış evi Herşey yerli yerinde; masa, sürahi, bardak, Serpilen aydınlıkta dalların arasından Büyülenmiş bir ceylan gibi bakıyor zaman Sessizlik dökülüyor bir yerde yaprak yaprak. Biliyorum gölgede senin uyuduğunu Bir deniz mağarası kadar kuytu ve serin Hazların aleminde yumulmuş kirpiklerin Yüzünde bir tebessüm bu ağır öğle sonu. Belki rüyalarındır bu taze açmış güller, Bu yumuşak aydınlık dalların tepesinde, Bitmeyen aşk türküsü kumruların sesinde, Rüyası ömrümüzün çünkü eşyaya siner. Herşey yerli yerinde; bir dolap uzaklarda Azapta bir ruh gibi gıcırdıyor durmadan, Bir şeyler hatırlıyor belki maceramızdan Kuru güz yaprakları uçuşuyor rüzgarda.

Immanuel Wallerstein

Immanuel Wallerstein bir sosyologdur. 1930'da New York da doğmuş. Afrika'da sömürgeciliğin etkileri üzerine araştırmalar yapmış. Kapitalizmin tarihi üzerine geniş incelemelerde bulundu. Halen "Fernand Braudel Ekonomik Araştırma Merkezi"nin Direktörlüğü yapiyor. Teorileri Wallerstein "Dünya sistemi teorisini" yarattı. Wallerstein'e göre 16. yüzyıldan beri uluslararası işbölümü ile karakterize edilen bir dünya sisteminde yaşıyoruz. Bir temel tezi şu: 1945'ten beri dünya sisteminin başı çeken hegemonik gücü olan Amerika Birleşik Devletleri gerilemektedir. 11 Eylül ve sonrasındaki olaylar bunun en son ve en belirgin kanıtıdır. İçinde yaşadığımız dünya sisteminin hızla temel bir değişime doğru gittiğini ve tercih ve seçimlerimize, insan iradesine hiç olmadığı kadar açık hale geldiğini savunan Wallerstein ne yapabileceğimiz konusunda şunları söylüyor: "Hepimizin üçlü bir görevi olduğu yolundaki görüşüme bağlı kalıyorum: Gerçekliği eleştirel ve ayık bir kafayla analiz etmekle ilgili entelektüel görev; bugün öncelik vermemiz gereken değerlerin neler olduğuna karar vermekle ilgili ahlaki görev ve dünyanın, kapitalist dünya sistemimizin şu anki kaotik yapısal krizinden çıkıp, mevcut sistemden gözle görülür ölçüde daha kötü değil de, gözle görülür ölçüde daha iyi olacak farklı bir dünya sistemine geçmesi olasılığına hemen nasıl katkıda bulunabileceğimize karar vermekle ilgili siyasi görev." [değiştir] Kitaplar Türkçe'ye çevirilen kitapları bunlar: Amerikan Gücünün GerileyişiAmerikan Gücünün Gerileyişi (2004) ISBN 975342440-X Bildiğimiz Dünyanın Sonu / Yirmi Birinci Yüzyıl İçin Sosyal Bilim (2000) Geçiş Çağı / Dünya Sisteminin Yörüngesi (1945-2025) (2001) Güncel Yorumlar (2001) Irk Ulus Sınıf / Belirsiz Kimlikler (Etienne Balibar ile, 1995) Jeopolitik ve Jeokültür (1993) ISBN 9753550812 Küreselleşme ve Terör / 2 Cilt Takım / Terör Kavramı ve Gerçeği / Terörizm, Saldırganlık, Savaş (2001) ISBN 9758382675 Küreselleşme ve Terör / Terör Kavramı ve Gerçeği / 1. Kitap ISBN: 9758382683 Liberalizmden Sonra (1998) ISBN 9753421990 Sistem Karşıtı Hareketler 1995 ISBN 9753420706 Sosyal Bilimleri Düşünmemek / 19. Yüzyıl Paradigmasının Sınırları(1999) ISBN 9757112429 Tarihsel Kapitalizm (1992) ISBN 9757650900 Ütopistik ya da 21. Yüzyılın Tarihsel Seçimleri (2001) ISBN 9757112860 Yeni Bir Sosyal Bilim İçin (2003) ISBN 9758242644 Sosyal Bilimleri Açın / Sosyal Bilimlerin Yeniden Yapılanması Üzerine Gulbenkian Komisyonu Raporu; Gulbenkian Komisyonu; Editör: Immanuel Wallerstein (1998) ISBN 9753420994

Harezmşahlar Devleti

Harezm, Aral Gölü'nün güneyinde bir ülkedir. Melikşâh zamanında bu bölgeye Oğuzlar' ın Beydili boyundan Anuş Tigin vâli olarak görevlendirilmişti. Onun 1097' de ölümü üzerine yerine oğlu Kutbüddin Muhammed tayin edildi. Böylece Harezm idaresinin babadan oğula geçme geleneği doğuyordu. Nitekim Kutbüddin Muhammed, şâh ünvanını aldı ve sadece dışişlerinde Selçuklu Sultanı' na bağlı bir hükümdar oldu. Harezmşahlar' ın ilk hükümdarı odur. 1128' de öldüğü zaman yerine oğlu Gâzi Atsız Bey şâh oldu. Harezmşah Atsız, elindeki eyaleti bir devlet halinde geliştirmek üzere tedbiri alıyordu. Zaten o sırada Selçuklu Büyük Sultanlığı büyük bir buhran içindeydi, nitekim Sultan Sancar son yıllarını Türkmenler elinde esarette geçirdikten kısa zaman sonra, 1157 yılında ölmüş ve devlet başsız kalmıştı. Sancar' ın öldüğü zaman Harezm'de Atsız' ın oğlu İl Arslan hüküm sürüyordu. İl Arslan bağımsızlığını ilan etti. Harezmşah Devleti' nin gelişme ve parlama devresi İl Arslan' ın oğlu Alaeddin Tekeş (veya Töküş) zamanına rastlar. Alaeddin Töküş önce babasının yerine tahta geçen küçük kardeşi Sultanşah ile onun arkasındaki asıl kuvvet olan annesi Terken Hatun' u kaçmaya mecbur bırakarak Horasan bölgesinde kuvvetini kabul ettirdi. Sonra civarındaki devletlerle temasa geçti. O sırada artık son günlerini yaşayan Selçuklu Devleti' nin topraklarını ele geçirmek üzere yaptığı bir savaşta Selçuklu Sultanı İkinci Tuğrul' u yendi ve öldürdü. İran'ın batı tarafları hariç, bütününe hakim oldu. Bağdad'daki Abbasi Halifesi' ne kendini Selçuklular' ın mirasçısı ve zamanın sultanı olarak tanıtmak için çok çalıştı ve sonunda başardı. Alâeddin Töküş 1200 yılında öldüğü zaman yerine Kutbüddin Muhammed, Alâeddin Muhammed unvanı ile hükümdar oldu. Onun zamanında Harezmşah Devleti genişlemeye ve kuvvetlenmeye devam etti.Özellikle kendi topraklarında gözü olan başka bir Türk Sultanlığına, Gûrlular'a karşı başarılı bir mücadele verdi ve onların elinde bulunan bazı mühim şehirleri aldı. O sıralarda devletin en kuvvetli hasmı doğudaki Karahıtaylar idi; Karahıtaylar Karahanlılar' ı da kendilerine bağlamışlar, Maveraünnehr havalisine hakim olmuşlardı. Sultan Alâeddin bunlara karşı tertiblediği bir seferde zafer kazandı ve ondan sonra "İskender-i Sâni" (İkinci İskender) ve "Sancar" lakaplarını kullanmaya başladı. Karahıtaylar o sırada yeni gelişmeye başlayan Moğol Devleti'nin ülkesinden sürüp çıkardığı Naymanlar'a karşı mağlup olmuş ve iyice zayıflamıştı. Alâeddin onların elinden Semerkan' ı alarak bu şehri ikinci bir merkez yaptı.1215'te Gazne ve havalisini tamamiyle devlete kattı ve buralara oğlu Celâleddin'i vali yaptı. Kudreti arttıkça Bağdad' daki Hilafet makamı üzerinde baskı yapmaya çalışıyordu. Halife En-Nâsır' ın kendisi aleyhinde birtakım fitneler karıştırdığı iddiasıyla onun makamından alınması gerektiğini, esasen Halifeliğin Hazreti Ali sülalesine aid bulunduğunu iddia etti ve bu aileden birini Halife olarak tanıdı. Fakat Türk ülkelerinde çoğunluğun sünni olması ve sünni alimlerin hep Bağdad Halifesini tutmaları yüzünden, Sultan'ın aleyhinde büyük bir cereyan başladı Muhaliferin başında kendi annesi Terken Hatun vardı. Oğuzlar'ın Bayat boyundan bir beyin kızı olan Terken hatun, devletin pekçok önemli mevkiine hep kendi akrabalarını getirmiş, Alâeddin adeta bir gölge hükümdar haline gelmişti. Harezmşahlar Devleti' nin yıkılmasına kadar varacak olaylar zincirinin başında yine onu ve akrabalarını görüyoruz. Başlangıçta Harezmşahlar ile Moğollar iyi geçinmişler, aralarında bir ticaret anlaşması da yapmışlardı. Fakat Terken Hatun' un yeğeni Otrar Valisi İnalcık Han, Otrar' a gelen bir Moğol kervanındaki tüccarları casus diye yakalayarak öldürdü, mallarını da müsadere etti. Cengiz Han bunun üzerine olaydan sorumlu saydığı İnalcık (Kayır Han)' ın kendisine teslim edilmesini istedi. Alâeddin bu teklife karşı hakaret dolu cevaplar verdi, ve aslında doğu sınırındaki bir sürü gaile ile uğraşan Cengiz' i kendi üzerine çekmiş oldu. Cengiz ordusunu toplayıp Harezm ülkesine yöneldiği zaman Alâeddin ona karşı bir savunma savaşı yapmayı kararlaştırdı. Beyleri ve bu arada oğlu Celâleddin, Moğollar' ı Seyhun kıyısında karşılamak fikrindeydiler. Sultan bu fikri kabul etmedi, ordusunu parçalara bölerek her birini bir şehrin savunmasına ayırıp kendisi Horasan' a gitti. Moğollar Harezm şehirlerini, uzun savunmalardan sonra da olsa, birer birer zaptederek içindeki halkın büyük kısmını kılıçtan geçirdiler, rastladıkları bütün medeniyet eserlerini, özellikle kitapları yaktılar. Sultan Alâeddin, olu Rükneddin'in otuzbin kişilik bir kuvvetle Devletâbâd' da Moğollara karşı çıktığı savaşta yenildi ve Hazar Denizi' nde bir adaya sığındı. Daha evvel annesi Terken Hatun' un baskısıyla, oğlu Uzlug'u veliahd yapmıştı, Fakat sığındığı yerde son günlerini geçirirken annesinin nefret ettiği diğer oğlu Celâleddin'e boyun eğmeleri için tek tek yemin ettirdi. Şimdi artık Harezmşahlar Devleti, sultanı bulunan fakat ülkesi olmayan bir devlet haline gelmişti: Harezmşahlar Devleti' nin bundan sonraki tarihi Celâleddin' in macera dolu şahsi hayatı halinde devam etti. Celâleddin Harezmşâh diye meşhur olan Celâleddin Mengüberdi, Sultan Alâeddin'in Ayçiçek adlı bir Hindli cariyeden doğan oğlu idi. Mengüberdi onun adı ("Mengü", Çağatay Türkçesi'nde "Tanrı" demektir, "Berdi" ise bugünkü "Verdi" sözünün eski halidir, yani "Mengüberdi", "Allah verdi" demektir), Celâleddin'in ise lakabı idi. Türk-İslam tarihinde devlet adamı olmaktan ziyade kahraman olarak şöhret yapmış bulunan Celâleddin'in Moğollar'a karşı mücadeleleri, onu bir destan şahsiyeti haline getirmiş, yüzlerce yıl sonra büyük edib Namık Kemal' e onun hakkında hamasi bir eser yazdıracak kadar derin izler bırakmıştır. Celâleddin 1220 yılında Harezm Sultanı oldu. Moğollar henüz bütün ülkeyi istila etmemişlerdi, fakat onlara karşı duracak bir kuvvet yoktu. Kalelerde savunma taktiği Harezmşah Devleti'nin sonu oldu, çünkü Moğollar köylerde yaşayan halkı sürüler halinde esir ettikten sonra bunların eline bayraklar vererek ön safta kalelere hücum ettiriyorlar, kaleden gelen ok yağmuru ile bu zavallılar ölünce, asıl Moğol ordusu bu zavallıların cesetleri üstünden saldırıyorlardı. Böylece Türkistan' ın Müslüman halkının büyük bir kısmı da İslam askerinin oklarıyla öldü. Nihayet 1221' de Harezmşah merkezi olan Gürgânc Moğollar tarafından zaptedildi. Celâleddin bir taraftan saltanatı elinden almak isteyen kardeşleri ve onları tutan kumandanlarla, bir taraftan Moğollar'la karşı karşıya gelmiş ve iki yandan sıkıştırılmıştı. Moğollar onun kardeşleri Uzlug Şâh ve Ak Şâh' ı yakalayarak öldürdüler, fakat Celâleddin kendi ardından gelen Moğol kuvvetini bozguna uğratarak kurtuldu. Gazne' ye geldi, burada yanına asker topladıktan sonra tekrar Moğollar' a döndü. Parvan' da karşısına çıkan bir Moğol ordusunu şiddetli bir bozguna uğrattı. Halbuki Moğollar Harezm seferinin başından beri hiç yenilgiye uğramamışlardı.Celâleddin' in küçük kuvvetlerle ve kendi yiğitliği sayesinde başarı kazanması derhal şöhretinin yayılmasına yol açtı. Nihayet bu işi bir an önce bitirmek üzere, Moğol ordusunun başında Cengiz Han harekete geçti. Celaleddin' in yanındaki kuvvetler mahalli beylere aid olup bunlar devamlı bir mücadeleyi göze alamadıkları için kendisinden ayrılmışlardı. Bunun üzerine Hindistan' a geçmeye karar verdi, fakat Cengiz' in ordusu onu İndüs Nehri kenarında çevirdi. Celâleddin etrafındaki bir kaç yüz askerle Moğol ordusunun bir yanından öbür yanına akın ederek onları şaşkına çeviriyor, koca ordu onun yıldırım hızına erişemiyordu. Savaşı tapadan seyreden Cengiz, onun bu yiğitliği karşısında hayranlığını gizleyememiş, "Şöyle bir evladım olsaydı" demişti. Bunun üzerine gururlarını korumak isteyen oğulları bizzat savaşa girip Celâleddin'in üzerine yürüdüler, ama hiçbir şey yapamadılar. Cengiz onun yakalanmasını istiyor, bu yüzden uzaktan üzerine ok atamıyorlardı. Yakın kavgada ise kimse onunla baş edemiyordu. Nihayet yakındakiler birer-ikişer vurulup düşünce, karısı ve çocuklarına nehire atlayarak Moğollardan kaçmalarını emretti, ama bunların hepsi de sulara kapılarak öldüler. Sultan tek başına kalmıştı. Birden atı ile İndüs Nehri' ne atladı, Cengiz' in ve kumandanlarının şaşkın bakışları önünde öbür sahile çıktı ve kayboldu. Hindistan'da o zaman Türk hanedanları hüküm sürüyordu .Celâleddin oralarda bir ülke sahibi olup sonra oradan Moğollar' la mücadeleye devam etmek istedi, fakat üç yıllık bir maceradan sonra geri dönmek zorunda kaldı. İran' a geldi. Girdiği her şehri kendisine bağlayarak İran-Irak sınırına geldi. Halife onun Bağdad'a gelmesinden korkarak üzerine bir ordu gönderdiyse de Celâleddin bu orduyu dağıttı ve Bağdad yakınlarına kadar bütün bölgeyi yağmaladıktan sonra, Azerbaycan tarafına, Meraga'ya geldi. 1225 yılında Azerbaycan atabeği Özbek' in elinden Tebriz'i alıp, orayı kendisine merkez yaptı. Bir yandan Mısır' a kadar ortak savaş (cihad) yapmalarını teklif ediyor, bir yandan Batı İran ve Güney Kafkasya'yı kendi idaresinde toplamaya çalışıyordu. Gürcistan Krallığı üzerine yaptığı iki seferde Tiflis dahil olmak üzere bir çok yerleri fethetti. Azerbaycan Atabeyleri' nin elinden Gence' yi aldı. Gürcistan' ı zaptettiği sırada Kirman Meliki Barak Hacib'in isyan ettiğini haber verdiler. Ordusunu orada bırakıp yanına birkaç yüz atlı alarak, isyancılar daha toparlanmadan Kirman' a girdi ve hepsini itaat altına aldı. Sonra Ahlat' ı kuşattı. Ahlat o tarihte Eyyübiler' in elinden idi. Kuşatma sırasında Yıva boyundan Oğuzlar' ın Azerbaycan bölgesini karıştırdıkları haberi geldi, bunun üzerine Ahlat' tan ayrılıp Yıvalı Türkmenler üzerine yürüdü ve hepsini bozup dağıttı. Gürcüler' in Tiflis' i geri aldıkları söylenince, bu defa onların üzerine vardı, Gürcüler sür' atle kaçıp kurtuldular. Gence Valisi Emin Orhan' ın İsmaili suikastçılar tarafından öldürüldüğünü öğrenince, onların ülkesine akın edip hepsini bir yana sinmeye mecbur etti.

Hakkari

Hakkari, Türkiye'nin Güneydoğu Anadolu Bölgesi'nde yüzölçümü 7121 km² olan bir ildir. 2000 yılı nüfus sayımına göre nüfusu 58145'tir. Doğusunda İran ve güneyinde Irak ile komşu olan Hakkari'nin batısında Şırnak, kuzeyinde ise Van illeri vardır. Hakkari'nin dört ilçesi bulunmaktadır: Hakkari merkez Yüksekova Şemdinli Çukurca En yüksek noktası 4150 metreye ulaşan Cilo Dağları, Hakkari'dedir. Sırasıyla Hurri ve Urartu Krallıkları'nın parçası olan Hakkari, Pers Krallığı'nın egemenliğinden sonra Arap egemenliğine geçmiştir. Daha sonra Selçuklular'ın kontrolüne giren kent, 1536'da Osmanlı İmparatorluğu topraklarına katılmıştır. Geçim kaynaklarının başında hayvancılık ve sınır ticareti gelen Hakkari'de hayvancılığın terör, sınır ticaretininse Iran savaşı nedeniyle darbe yemesi nedeniyle işsizlik çok yüksek düzeydedir. Dış bağlantılar [Hakkari Valiliği (http://www.hakkari.gov.tr)] [Hakkarim.net (http://www.hakkarim.net/)]

Güneydoğu Anadolu Bölgesi

Türkiye Cumhuriyeti'nin Anadolu topraklarında Irak ve Suriye'nin kuzeyinde, Doğu Anadolu Bölgesi'nin güneyinde, Akdeniz Bölgesi'nin doğusunda ve İran'ın batısında yer alır. Güneydoğu Anadolu Bölgesi'ndeki iller: Adıyaman Batman Diyarbakır Gaziantep Kilis Mardin Siirt Şanlıurfa

Galatasaray

Galatasaray Konu başlıkları 1 Kuruluş 1.1 Kurucu Listeler 1.2 Renklerin öyküsü 2 Günümüzde Galatasaray 3 Başarılar 4 Tarihindeki Önemli Futbolcular 5 Bağlantılar Kuruluş 1905 yılında, Ali Sami Yen önderliğinde Galatasaray Lisesi'nde Türkiye'nin ilk futbol takımı olarak kurulmuştur. Kurucuları: Ali Sami Yen, Asım Tevfik Sonumut, Emin Bülent Serdaroğlu, Celal İbrahim, Bekir Sıtkı Bircan, Reşat Şirvanizade, Refik Cevdet Kalpakçıoğlu, Abidin Daver. Galatasaray Spor Kulübü, Türk Spor Tarihi'ndeki öncü olma özelliğini hiç kuşkusuz içinden doğduğu ve gene öncü bir kurum olan Galatasaray Lisesi'nden (Mektebi Sultani) almıştır. Okul ile kulüp arasındaki koparılmaz bağ, yadsınamayacak bir gerçeklik ve övünç kaynağıdır. Devlet adamı yetiştirmek amacıyla II. Beyazıt tarafından 1482'de kurulan mektep, adını kurulduğu bölgeden alır ve "Galata Sarayı" olarak anılmaya başlar. Okul modern konumuna 1 Eylül 1868'de Sultan Abdülaziz döneminde kavuşur. Okul' un yeniden yapılanmasıyla birlikte, Türkiye'de de gerçek anlamıyla ilk sportif çalışmalar başlamış olur ve okulda Beden Eğitimi dersi jimnastikçi 'Monsieur Curel' tarafından eğitim programına konur. Bu atılımlar gerçekten bir devrim niteliği taşımaktadırlar. Curel, modern aletler eşliğinde çalıştırdığı öğrencileri sportif açıdan geliştirirken, onlar için Kağıthane'de bir idman Bayramı düzenler. Yıl 1870'tir. Bu etkinlikte başarı gösteren sporcular değişik ödül ve madalyalar kazanır ve yarışmaların sonunda öğrencilere "kuzulu pilav" verilir. Bu da, sonraki yıllarda bir başka geleneğin başlangıcını oluşturur. Curel'den sonra görevi devralan yabancı spor hocaları (M. Moiroux, Signor Martinetti, Stangali gibi), jimnastik ve atletizmin yanı sıra, değişik branşlara da eğilerek (yüzme, kürek, aletli jimnastik), bir ilki daha başlatmış olurlar. Bu çalışmaların ürünü çok geçmeden alınmaya başlanır ve adı Türk Spor Tarihi'ne altın harflerle yazılan Faik Üstünidman'ın yanı sıra, Binbaşı Mazhar Kazancı, Abdurrahman ve Ahmet Robenson kardeşler GSL'nde görev alıp, izcilik, tenis, hokey gibi spor dallarının öğrenciler arasında yaygınlaşmasını sağlarlar. Özellikle Üstünidman'ın ön ayak olmasıyla, öğrenciler futbolla tanışırlar. Ama oynanan futbol, bir kör dövüşünden farklı olmayan ve kural tanımayan bir koşuşturmayı andırmaktadır. Ama futbol GSL' nin Tören Kapısı'ndan adımını atmış ve tam bir salgına dönüşmüştür. 1901 yılında İstanbul'da yaşayan iki İngiliz, James Lafontaine ve Horace Armitage, Rum ve İngiliz oyunculardan oluşan Kadıköy Futbol Kulübü'nü kurmuşlar ama 1903'te takımdaki İngilizler bir anlaşmazlık sonucu ayrılarak Moda Kulübü'nü oluşturmuşlardır. 1904 yılında ise bu kulüpler, Imogen, Elpis, Strugglers takımlarıyla anlaşarak, İstanbul Futbol Birliği'ni hayata geçirmişler ve bugünkü Fenerbahçe Şükrü Saraçoğlu Stadı'nın yerinde bulunan "Union Club-İttihat Spor" sahasında düzenli karşılaşmalar yapmaya başlamışlardır. Görüldüğü gibi bu takımlar yabancı ya da azınlık takımlarıdır. Türk olmayan ekiplerin gerçekleştirdikleri bu ilk futbol karşılaşmaları, GSL öğrencilerini hem ilgilendirir hem de çok üzer. Artık onların amacı, kendi futbol kulüplerini kurmak, ölesiye sevdikleri bu oyunun kurallarını "hatmetmek" ve yabancılarla boy ölçüşmektir. Türk olmayan takımları yenmek Galatasaray Spor Kulübü'nün kurucusu Ali Sami Yen, "Ellinci Yıl" kitabında kuruluş öyküsünü şöyle anlatır: "1 Teşrin 1905'te mektebin beşinci sınıfında edebiyat muallimimiz merhum Mehmet Ata beyin dersi esnasında birkaç arkadaş baş başa vererek Galatasaray'da bir futbol kulübü kurmaya karar verdik. İlk müteşebbisler oyuna ve mücadeleye meyyal arkadaşlardan Asım Tevfik Sonumut, Reşat Şirvani, Cevdet Kalpakçıoğlu, Abidin Daver, Kamil...gibi gençlerdi. Mektepde tahsilde bulunan Bulgar ve Sırp talebesinden çevik ve kuvvetli olanlar da bize iltihak etmişlerdi. Asım'ı muhasebeciliğe, Cevdet'i ikinci reisliğe seçmiş, kendim de Reis olmuştum. Asım her hafta arkadaşlardan birer kuruş toplamakda mahir olduğu için kendisini muhasebeci yapmıştık. Ben Reisliği topu yağlayıp şişirmekle almıştım. Topumuza evladım gibi bakardım. Zaten varımız yoğumuz da toptu. Mektebe gelirken, domuz sokağından geçer, domuz yağı alırdım. Topu onunla yağlar, şişirirdim; yamasını yeni pabucumdan kesmiştim. Bunu gören arkadaşlar, bana hepimizden fazla paye vermişlerdi. Yani o zaman Reisliğe ve diğer vazifelere payeyi, en çok çalışan kazanırdı. Cevdet de ikinci Reisliği formaları yıkadığı için almıştı. "Maksadımız İngilizler gibi toplu bir halde oynamak, bir renge ve bir isme malik olmak ve Türk olmayan takımları yenmek." Kulübün adının Gloria (Zafer) ya da Audace (Cesaret) konulması yolunda görüşler ortaya atılmışsa da, sonuçta Galatasaray olmasında anlaşmaya varılmıştır. Araştırmacı Cem Atabeyoğlu, Galatasaray adının, bu takımın yaptığı ilk maçta Rum ekibini 2-0 yenerken, seyircilerin onlardan "Galata Sarayı efendileri"diye söz etmelerinden doğduğunu yazar. Bunun üzerine kurucular da ismi benimserler ve "Adımız Galata Sarayı olsun" derler. Kurucu Listeler 1905'ten 1919'a kadar Galatasaray Spor Kulübü'ne Başkanlık yapan, mektebin 889 numaralı öğrencisi Ali Sami Yen, inci gibi elyazısıyla tuttuğu Galatasaray Terbiye-i Bedeniye Kulübü ıhsaiyet Defteri'nin (Sayım-İstatistik Defteri) 181 ve 182. sayfalarında kurucu 13 üyeyi şöyle sıralar: 1-Ali Sami Yen; 2-Asım Sonumut; 3-Emin Bülent Serdaroğlu; 4-Celal İbrahim; 5-B. Nikolof; 6-Milo Bakiş; 7-Pol Bakiş; 8-Bekir Sıtkı Bircan; 9-Tahsin Nahit; 10-Reşat Şirvanizade; 11-Hüseyin Hüsnü; 12-Refik Cevdet Kalpakçıoğlu; 13-Abidin Daver. 1905'te Osmanlı İmparatorluğu'nda bir dernekler yasası bulunmadığından, Galatasaray Spor Kulübü yasal olarak tescil edilme olanağını bulamamıştır. 1912 yılında Cemiyetler Kanunu çıkarıldıktan sonra, kulüp yasal bir kimlik kazandı. Yetkili makamlara kulüplerin tüzükleriyle birlikte, kurucu üyelerin ad ve adreslerinin de bildirilmesi zorunlu tutulduğundan, istifa eden ya da eğitimlerini tamamlayarak ülkelerine dönen üyeler ilk listeden çıkarılmış ve 1 Eylül 1913'te kurucu liste yeniden düzenlenmiştir. Kurucu üyelerin yeni sıralaması şöyle gerçekleşmiştir: 1-Ali Sami Yen; 2-Asım Sonumut; 3-Emin Bülent Serdaroğlu; 4-Celal İbrahim; 5-Bekir Sıtkı Bircan; 6-Reşat Şirvanizade; 7-Refik Cevdet Kalpakçıoğlu; 8-Abidin Daver. Renklerin öyküsü Galatasaray Spor Kulübü'nün ilk renkleri kırmızı-beyaz'dır. Bayrağımızın renklerinden esinlenerek seçilen bu renkler, dönemin baskıcı ve paranoyak yönetimi tarafından kuşkuyla karşılanmış ve futbolcular sıkı bir takibe alınmışlardır. Bu nedenle, sarı-siyah renkler gündeme gelmiş ama bunlar da kalıcı olmamış ve Galatasaray bugünkü renklerine kavuşmuştur. Bu renklerin öyküsünü Ali Sami Yen'den dinleyelim: "Birçok yerleri dolaştıktan sonra, nihayet Bahçekapı'daki Şişman Yanko'nun dükkanına gidilerek orada zarif iki yünlü kumaşa tesadüf ettik. Biri, vişneye çalan koyuca tatlı bir kırmızı, öteki de, içinde turuncudan iz taşıyan tok bir sarı. Tezgahtar, mahirane bir el hareketi ile kumaşların dalgalarını birleştirdi. Bir saka kuşunun başı ile kanadının yarattığı renk güzelliğine benzer bir parlaklık hasıl oldu. Ateşin içindeki renk oyunlarını görür gibi olmuştuk. Sarı-Kırmızı alevinin takımımız üstünde parıldamasını tasavvur ediyor ve bizi derhal galibiyetten galibiyete götüreceğini tahayyül ediyorduk. Nitekim de öyle oldu." Buna karşılık kuruculardan Bekir Sıtkı, söz konusu renklerin Gül Baba'nın II.Beyazıt'a verdiği sarı ve kırmızı güllerden esinlendiğini ileri sürer. [değiştir] Günümüzde Galatasaray Galatasaray Futbol Takımı, 1987-1988 sezonuna kadar toplam 13 yıl , 12 sezon boyunca şampiyonluk görmemiş bir haldeydi. Ali Tanrıyar'ın başkan olmasıyla büyük bir çıkış yakalamış ; halen Türkiye'de en fazla şampiyonluk kazanan olmasının yanısıra, Avrupa'da kupa kazanan ilk Türk takımı olmuştur. [değiştir] Başarılar Süper Kupa 1999-2000 UEFA Kupası 1999-2000 Birinci Futbol Ligi 1961-62, 1962-63, 1968-69, 1970-71, 1971-72, 1972-73, 1986-87, 1987-88, 1992-93, 1993-94, 1996-97, 1997-98, 1998-99, 1999-2000 , 2001-02 Türkiye Kupası 1962-63, 1963-64, 1964-65, 1965-66, 1972-73, 1975-76, 1981-82, 1984-85, 1990-91, 1992-93, 1995-96, 1998-99, 1999-2000 Cumhurbaşkanlığı Kupası 1966, 1969, 1972, 1982, 1987, 1988, 1991, 1993, 1996, 1997 Başbakanlık Kupası 1975, 1979, 1986, 1990, 1995 Spor Yazarları Derneği Kupası 1963, 1966, 1967, 1970, 1977, 1981, 1987, 1991, 1992, 1997, 1998, 1999 Maarif Kupası 1939 Amatör Futbol Birinciliği 1952 Tarihindeki Önemli Futbolcular Mehmet Leblebi , Metin Oktay , Coşkun Özarı , Turgay Şeren , Fatih Terim , Zoran Simoviç , Cüneyt Tanman , Cevad Prekazi , Ugur Tutuneker , Andre Claudio Taffarel , Gheorghe Hagi , Gheorghe Popescu , Hakan Şükür , Bülent Korkmaz, Bağlantılar http://www.galatasaray.org (Resmi Site)

Francis Bacon

1909 yılında Dublin'de (İrlanda), İngiliz bir anne-babanın çocuğu olarak doğdu. 1925 yılında Londra'ya taşındı ve oradan Berlin'e, daha sonra ise Paris'e taşındı.1928/29 yılında Londra'ya temelli taşınarak mobilya tasarımcısı ve iç mimar olarak kendini kabul ettirdi. 1930'da akademik bir resim eğitimi olmaksızın, resim yapmaya başladı. İlk başta fazla başarı kazanamadı ve ilk kişisel sergisinden sonra resme ara verdi. 1940'larda yeniden resim yapmaya başladı. 1944 yılında yarattığı 'Çarmıha Gerili Figürler Üzerine Üç Çalışma/Three Studies for Figures at the Crucifixion' adlı eserle kendini resim dünyasına kabul ettirdi. 20. yüzyılın en büyük İngiliz ressamı olarak kabul edilir. Dünya sanatında figüratif ekspresyonizm akımının en önemli isimlerindendir. Eserleri, varoluşçuluk düşünce sisteminin derin izlerini taşır; çok nadir istisnalar haricinde, varolmanın ızdırabını, ümitsizliği ve 'insanoğlunun kötü ruhluluğu'nu resmeder. Bacon, bir röportajda insanoğlunu 'doğası henüz gelişememiş hayvan' olarak nitelemiştir. Eserlerinde genelde bir figür, kapatılmış/kafeslenmiş olarak bir iç mekanda resmedilir. İnsan tenini derisi soyulmuş, kasap penceresinde asılı hayvan eti ile ilişkilendirerek betimler. Figürler çarpılmış, güçlü bir devinim içinde hapsolmuş, bir girdaba yada fırtınaya kapılmış gibilerdir. Tuvaller, genelde dini konuları resmeden ortaçağ resimleri gibi triptik olarak tasarlanır ancak işlenen konu olarak insanoğlunun yozluğu, kötülüğü ve karanlığı mevcuttur. Konularda, Eadweard Muybridge 'in zaman içindeki hareketleri inceleyen fotoğraflarından, Rembrandt, Velazquez, Goya, Van Gough gibi ressamların eserlerinden etkilenmiştir. Papayı resmeden eserleri hala kilise çevrelerinde olaylar çıkarılmasına sebep olmaktadır. Konu açısından olduğu kadar teknik olarak da perfeksiyon ile rastlantısallığı birleştirmedeki üstünlüğü ile tanınan ressam, 1992 yılında Madrid'de vefat etmiştir. İlgili Bağlantılar Bertolucci'nin ilham kaynağı olarak Bacon (http://www.ibiblio.org/stabley/lt1.html) Söyledikleri,resimleri, bağlantılar (http://www.artquotes.net/masters/bacon_quotes.htm)

Fizik

Fizik (Yunanca φυσικός (physikos): doğal, φύσις (doğa): Doğa) enerji ve maddenin etkileşimini inceleyen bilim dalıdır (bkz. Kimya, Biyoloji). Enerjinin evreninin tarihindeki birincil rolü, her maddenin, özelliklerini açığa vurmak ve dönüşümlere katılmak için enerjiyle etkileşimde bulunması ve madde en temel bileşenlerine ayrışırken enerjinin en önemli öğe olması nedeniyle fizik, genellikle temel bilimlerin anası olarak bilinir. Konu başlıkları 1 Fizik araştırmalarının türleri 1.1 Fizik araştırma alanları 1.2 İlgili alanlar 2 Ana kuramlar 2.1 Ana kuramlar 2.2 Önerilen kuramlar 3 Fizik kavramları 4 Temel kuvvetler/alanlar 5 Fizik yöntemleri 6 Tarihi 7 Ek bilgi ve dış bağlantılar (İngilizce) Fizik araştırmalarının türleri Fizik araştırmaları genellikle Kuramsal fizik ve Deneysel fizik olarak ikiye ayrılır. Bu iki alandaki araştırmalar ise temel ya da uygulamalı araştırmalar şeklinde ayrılır. Kuramsal fizik, evrenin yasalarını deneysel fiziğin gözlemlerini kullanarak açıklamaya çalışır. Deneysel fizik, önerilen kuramlardan hangisinin doğru olduğuna karar vermek için tasarlanan deneyleri gerçekleştirir. Deneysel fizik sıklıkla, hiçbir kuramı olmayan yepyeni doğa olayları da keşfeder: Elektromanyetizma ve Radyoaktivite bu şekilde keşf edilmiştir. Fiziğin yeni alanları çoğunlukla deneylerde gözlenen çelişkili ya da açıklanamayan fenomenlere yanıt olarak geliştirilir. Fiziğin yeni alanları bazen, deneysel olarak doğrulanmadan önce, tamamiyle kuramsal olarak ortaya atılır (örneğin Görelilik kuramı ya da son zamanda önerilen yeni kuramlardan M-Kuramı gibi.) Temel araştırmalar, yasaların pratikteki anlaşılabilirliği üzerinde yoğunlaşırken, uygulamalı fizik, adının da belirttiği gibi, varolan bilgiyi karmaşık sistemleri çözümlemek üzere pratik hayatta, ekonomide ya da başka fizik araştırmalarında kullanmaya gayret eder. Hem temel araştırmaların hem de uygulamalı araştırmaların kuramsal ve deneysel yönleri bulunur. Örneğin uygulamalı fiziğin çok verimli bir alanı Katı hal fiziğidir. Bu alanda araştırmacılar, kuantum mekaniğinin ve elektromanyetizmanın temel yasalarına dayanarak, katı cisimleri oluşturan atomların davranışlarını çözümlemeye çalışır. Fizik araştırmalarındaki gelenek ve kültür kuramsal araştırmaları özelleşme/uzmanlaşma olarak kabul etmesi nedeniyle diğer bilimlerden ayrılır. Biyoloji ve Kimya'da da kuramsal araştırmacılar bulunmasına karşın en başarılı kuramsal araştırmacılar aynı zamanda deneysel araştırmacı olmuştur ve bu bilimlerde salt kuramsal araştırmacılara karşı (bazen aleni olarak) büyük ön yargılar bulunur. Fizik araştırma alanları Hızlandırıcılar fiziği, Akustik, Astrofizik, Atom, molekül ve optik fiziği, Bilgisayar fiziği, Katı hal fiziği (ya da Yoğun madde fiziği),Kozmoloji, Sirogenik, Sıvıların dinamiği, Polimer fiziği, Optik, Malzeme fiziği, Nükleer fizik, Plazma fiziği, Parçacık fiziği (ya da Yüksek enerji fiziği), Araç dinamiği [değiştir] İlgili alanlar Astronomi Biyofizik Elektronik Mühendislik Jeofizik Malzeme bilimi Matematiksel fizik Tıbbi fizik Fiziksel kimya Hesap fiziği Ana kuramlar Ana makale: Fizik kuramları Ana kuramlar Klasik mekanik Termodinamik İstatiksel mekanik Elektromanyetik Özel görelilik Genel görelilik Kuantum mekaniği Kuantum alanı kuramı Standart model Sıvıların dinamiği Önerilen kuramlar Herşeyin kuramı Büyük birleştirici kuram M-kuramı Sarmal kuramı Döngüsel kuantum yer çekimi Proses fiziği Birleşik alan kuramı Fizik kavramları Madde Antimadde Temel parçacık Bozon Fermiyon Simetri Hareket Korunum yasası (fizik) Kütle Enerji Momentum Açısal momentum Spin Zaman Uzay Boyut Uzayzaman Uzunluk Hız Kuvvet Tork Dalga Dalga fonksiyonu Kuantum içiçeliği Harmonik oszilatör Manyetizma Elektrik Elektromanyetik ışıma Sıcaklık Entropi Fiziksel bilgi Vakum enerjisi Sıfır noktası enerjisi Faz geçileri Kritik fenomenler Kendi kendini örgütleme Ani simetri bozulması Süper iletkenlik Süper akışkanlık Kuantum fazı geçişleri Temel kuvvetler/alanlar Yer çekimi kuvveti Elektromanyetizma Zayıf kuvvet Güçlü kuvvet Fizik yöntemleri Bilimsel yöntem Fiziksel nicelik Ölçüm Ölçüm aletleri Birim çözümleme İstatistik Ölçeklendirme Tarihi Fizik tarihi Tanınmış fizikçiler Fizik Nobel ödülü Ek bilgi ve dış bağlantılar (İngilizce) Physics, science, and mathematics discussion (http://www.scienceforums.net:) A Study Guide to the Science of Physics (http://textbook.wikipedia.org/wiki/Physics) at Wikibooks Feynman, The Character of Physical Law, Random House (Modern Library), 1994, hardcover, 192 pages, ISBN 0679601279 Feynman, Leighton, Sands, The Feynman Lectures on Physics, Addison-Wesley 1970, 3 volumes, paperback, ISBN 0201021153, hardcover Commemorative edition, 1989, ISBN 0201500647 Brian Greene, The Elegant Universe: Superstrings, Hidden Dimensions, and the Quest for the Ultimate Theory, 464 pages, paperback, Vintage Books, 2000, ISBN 0375708111, hardcover, W.W. Norton & Company, 2003, ISBN 0393058581 Eric Weisstein, Weisstein and Wolfram Research, Inc., and et al, World of Physics (http://scienceworld.wolfram.com/physics/). Online Physics encyclopedic dictionary. Optics.net, Optics on the Net (http://www.optics.net/). Online Optics, optoelectronics technical, forums and buyer's guide. Electronics-ee, Electronics for engineers (http://www.electronicsee.com/). Online Electronics, electrical resources and forums. Optics2001, The Optics Odyssey (http://www.optics2001.com/). Optics community and library. Carl R. Nave, HyperPhysics (http://hyperphysics.phy-astr.gsu.edu/hbase/hph.html), . Online crosslinked physics concept maps. Physics.org (http://www.physics.org/). Website of the Institute of Physics. Karlsson, Erik B., "The Nobel Prize in Physics 1901-2000 (http://www.nobel.se/physics/articles/karlsson/index.html#2)". The Nobel Foundation. List of publications in physics Bu makale İngilizce Wikipedia:Physics makelesinden derlenmiştir.

Ferrari Testarossa

İtalyanca "Kırmızı Kafa" manasına gelen, "Testarossa" modeli Pininfarina tarafından 1984 yılında Ferrari'ye ve dünya otomotiv dünyasına kazandırıldı. Ferrari Testarossa arkadan görünümOrijinal olarak Testarossa ilk olarak 250 TR modeli idi (TR = Testa Rossa) , ilk olarak 1957'de sunulmasına rağmen sadece 2 yıl otomotiv dünyası marketine dayanabildi. 250 GT modelini baz alan bu model bir çok geliştirme ile V12 motor , 240 - 300 beygir gücü aralığında güç sağlayabiliyordu. 1958 Le Mans yarışını kazanarak Ferrari'nin gurur kaynağı oldu. 1984 yılında otomotiv dünyasının araba tasarımına bakış açısını değiştiren Testarossa modeli ise; 4942cc motor (Bu motor bir takım modifikasyonlara da uğrasa, halen Ferrari Maranello'da kullanılmaktadır.) , 380 beygir @ 5720 rpm , 354&4500 rpm torku ile 0-100'e 5.4 saniyede ulaşırken ; maksimum hızı da 300km/s idi. Sadece 5648 adet üretilen bu model ; halen otomotiv dünyasının gelmiş geçmiş en iyi tasarımlarından biri olma özelliğini elinde bulundurur. Retrieved from "http://tr.wikipedia.org/wiki/Ferrari_Testarossa"

Faydacılık

Felsefede Faydacılık hem iyinin teorisi hem de doğrunun teorisidir. İyinin teorisi olarak faydacılık refahcıdır (welfarist). İyi en fazla faydayı sağlayandır ve burada fayda zevk, tatmin veya bir nesnel değerler listesine göre tanımlanır. Bir doğru teorisi olarak ise faydacılık neticecidir (consequentialist). Doğru hareket en yüksek faydayı verendir. Faydacılık ilk olarak 18. yüzyıl İngiltere'sinde Jeremy Bentham ve diğerleri tarafından öne sürülmüştür. Fakat Epikür (Aipikuros) gibi antik Yunan filozoflarına kadar geri gidilebilir. İlk kez ortaya atıldığında iyi en fazla insana en fazla mutluluğu getiren şey olarak tanımlanmıştı. Ancak daha sonra Bentham iki farklı ve birbiri ile çelişme potansiyeli olan kavram içerdiğinden birinci kısmı atıp sadece “en büyük mutluluk prensibi” demiştir. Hem Bentham'ın hem de Epikür'ün formulasyonu hedonistik nedenselliğin farklı tipleri olarak düşünülebilir çünkü hareketlerin doğruluğunu sebep oldukları mutluluğa göre ölçüyorlardı ve mutluluğu zevkle tanımlıyorlardı. Ancak Bentham'ın formulasyonu ferdi olmayan bir hedonizmdi. Epikür'ün kişiyi en mutlu eden şeyi yapmasını tavsiye etmesine karşılık Bentham herkesi en mutlu yapacak şeyi yapmayı uygun görüyordu. John Stuart Mill "Utilitarianism" isminde ünlü (ve kısa) bir kitap yazmıştır. Mill bir faydacı olmasına rağmen bütün zevklerin aynı değerde olmadığını ileri sürmüştür. “Mutsuz bir Sokrat (Sokrates) olmak mutlu bir domuz olmaktan yeğdir” sözü bu görüşünü anlatır. Faydacılığı eleştirenler bu görüşün birkaç problemi olduğunu söylemişlerdir. Bunlardan biri değişik insanların faydalarının karşılaştırılmasının zorluğudur. İlk faydacıların çoğu mutluluğun felisifik hesap (felisific calculus) ile sayısal olarak ölçülebilip karşılaştırılabileceğine inanıyorlardı ama pratikte bu hiç bir zaman yapılamadı. Değişik insanların mutluluğunun kıyaslanmasının sadece pratikte değil prensipte de mümkün olmayacağı ileri sürülmüştür. Faydacılığın savunucuları bu problemin iki kötü seçenek arasında karar vermek zorunda kalan herkesin karşılaşabileceği bir problem olduğunu söyleyerek karşılık vermişlerdir. Bir milyar insanın ölmesiyle bir kişinin ölmesinin aynı derecede kötü olduğunu söyleyemiyorsanız bu problemi utilitaryanizmi red etmek için kullanamazsınız demişlerdir. Faydacılık sağduyu ile çeliştiği için de eleştirilmiştir. Örneğin kişi kendi çocuğunun hayatı ile iki yabancının hayatını kurtarmak arasında seçim yapmak zorunda kaldığında kendi çocuğunu kurtarmayı seçecektir. Ama faydacılar iki yabancıyı kurtarmanın gelecekte daha fazla potansiyel mutluluğa sebebiyet vereceğinden tersini tercih etmeyi destekleyeceklerdir. Daniel Dennett kararlarımızı yönlendirmek için faydacılığın kullanmasının sınırlarını belirlemek için Three Mile adasını örnek olarak kullanır. Bu nükleer santraldaki kaza iyi mi yoksa kötü bir şey miydi? Bu kaza bir çok kişi tarafından nükleer enerji politikasına yaptığı etkiler yüzünden yararlı olarak görülmekteydi. (neticede Çernobil kadar kötü bir kaza değildi). Dennett faydacılık açısından tüm kanıtları tartıp bir karara varmak için hâlâ daha erken (aradan geçen 20 yıla rağmen) olduğunu söylemektedir. Burada söz edilen sıkıntılardan kurtulmak için faydacılığın değişik çeşitleri ortaya atılmıştır. Faydacılığın geleneksel şekli en fazla fayda getiren hareket en iyi harekettir diyen hareket faydacılığıdır. Buna alternatif ise en iyi hareket en fazla faydayı sağlayacak kuralın emrettiği harekettir diyen kural faydacılığıdır. Örneğin bir kişi yalan söylerse en fazla faydayı elde edeceği bir durumda olsun. Hareket faydacılığına göre en doğru hareket yalan söylemektir. Ama genel kural olarak doğruyu söylemek o kişiye daha fazla fayda sağlayacağını kabul edersek kural faydacılığı açısından doğruyu söylemek gerekmektedir. Retrieved from "http://tr.wikipedia.org/wiki/Faydac%C4%B1l%C4%B1k"

Estonya

Estonya Cumhuriyeti Kuzey Avrupa'da bulunan bir Baltık Devleti'dir. Batısında ve kuzeyinde Finlandiya Körfezi, doğusunda Rusya Federasyonu ve güneyinde Letonya Cumhuriyeti ile sınırları vardır. Estonya Cumhuriyeti Eesti Vabariik (Estonya Bayrağı) (Estonya Arması) Resmi Dili Estonca Başkenti Tallinn Cumhurbaşkanı Arnold Rüütel Başbakanı Juhan Parts Yüzölçümü Ülkeler arasında 129'uncu 45.226 km² Nüfusu Ülkeler arasında 150'inci 1.408.556 (2003) Bağımsızlık Günü * İlan Edilmesi * Tanınması * Kaybedilmesi * Tekrar Alınması 24 Şubat 1918 2 Şubat 1920 Haziran 1940 20 Ağustos 1991 Para Birimi Estonya Kronu Saat Dilimi GMT+2 Ulusal Marşı Mu isamaa, mu õnn ja rõõm İnternet alan adı .ee Telefon Kodu 372 Konu başlıkları [göstergizle] 1 Tarihi 2 Siyasi Yapısı 3 Bölgeleri 4 Coğrafya 5 Ekonomi 6 Demografi 6.1 Etnik Yapısı 7 Din 8 Dil Tarihi Estonlar tarih öncesinden beri Fin-Ural kavmi olarak bölgede yaşamaktadırlar. Estonya 1227'de Almanlar'ın Kılıç Kardeşliği ve Danimarkalılar tarafından fethedilmesiyle hristiyanlaştılırmıştır. Estonya tarihin değişik dönemlerinde Danimarka, İsveç, Polonya ve Rusya egemenliği altına girmiştir. Ekim Devrimi'nde Çarlık Rusyası'nın devrilmesiyle Estonya, 24 Şubat 1918'de bağımsızlığını ilan etmiştir. Haziran 1940 tarihinde Estonya Sovyetler Birliği tarafından işgal edilmiştir. 20 Ağustos 1991 tarihinde, Sovyetler Birliği'nin çökmesi ile birlikte Şarkı Devrimi ile Estonya bağımsızlığını tekrar ilan etmiştir. 20 Ağustos Estonya'nın ulusal bayramı olarak kabul edilmektedir. 31 Ağustos 1994'te Sovyet askerlerinin ülkeden çekilmesi ile, Estonya Batı Avrupa ve diğer bölgelerdeki ülkelerle ilişkilerini bağımsız olarak yönetme hakkını almıştır. Estonya, 29 Mart 2004'te NATO'ya, 1 Mayıs 2004 tarihinde ise Avrupa Birliği'ne katılmıştır. [değiştir] Siyasi Yapısı Estonya, 5 yılda bir parlamento seçimi yapılan anayasal demokrasidir. Hükümet başbakan ve 15 bakandan oluşmaktadır. Yasama yetkisi parlamentoya aittir. Riigikogu yani meclis 101 millet vekilinden oluşmaktadır. Riigikohus yani yüce yargı mahkemesi, 17 mahkemede, meclis tarafında atanan ve cumhurbaşkanı tarafından onanan hakimler tarafından yönetilmektedir. Bölgeleri Estonya 15 ayrı yönetim birimine bölünmüştür. Bu bölgeler iktisadi ve coğrafi yapılarına göre birbirinden ayrılmıştır. Bu bölgeler (maakonnad), eyalet değil de, ayrı yönetim birimleri olarak değerlendirilmelidirler. Harju Bölgesi (Estonca: Harjumaa) Hiiu Bölgesi (Estonca: Hiiumaa) Ida-Viru Bölgesi (Estonca: Ida-Virumaa) Jarva Bölgesi (Estonca: Järvamaa) Jıgeva Bölgesi (Estonca: Jõgevamaa) Laane Bölgesi (Estonca: Läänemaa) Laane-Viru Bölgesi (Estonca: Lääne-Virumaa) Parnu Bölgesi (Estonca: Pärnumaa) Pılva Bölgesi (Estonca: Põlvamaa) Rapla Bölgesi (Estonca: Raplamaa) Saare Bölgesi (Estonca: Saaremaa) Tartu Bölgesi (Estonca: Tartumaa) Valga Bölgesi (Estonca: Valgamaa) Viljandi Bölgesi (Estonca: Viljandimaa) Vıru Bölgesi (Estonca: Võrumaa) Coğrafya Estonya 57,3 enlem ve 59,5 boylamları arasında yer alır. Estonya Baltık Denizi'nın doğu kıyılarında, rakımı 50 metre olan bir alandadır. Çoğunluğu kireç taşı ile kaplı ülkenin %47'sı ormanlardan oluşur. Estonya doğal kaynaklardan yoksun olan bir ülkedir. Estonya çoğunluğu çok küçük olan 1.400 göle sahiptir. Bulardan en büyüğü 3.555 km² olan Peipsi Gölü'dür. Denize, çoğunlukla bataklık olan, 3.794 kilometre kıyısı vardır. Ülkede 1.500'e yakın ada vardır ve bunlardan Saaremaa ve Hiimaa en büyük olanlarıdır. En yüksek notkası, ülkenin güneydoğu bölgesinde bulunan 318 metre yüksekliğindeki Suur Munamägi dağıdır. [değiştir] Ekonomi Bir Avrupa Birliği üyesi olarak Estonya, dünyanın en büyük ekonomik bölgelerinden biri üzerinde yer almaktadır. 1999 yılı, 1998 Rusya Ekonomik Krizi etkisiyle, 1991'de bağımsızlığını ilan ettiğinden beri Estonya'nın geçirdiği en ağır ekonomik kriz dönemidir. Estonya Kasım 1999'ya Dünya Ticaret Örgütü'ne üye olmuştur ve bu dönemde Avrupa Birliği ile müzakerelere başlamıştır. Estonya'da enerji üretimi ve dağıtımı, telekomünikasyon, demiryolları ve diğer kamu kuruluşlarının özelleştirilmesi halen devam etmektedir. Estonya 2002 yılında Avrupa Birliği ile yaptığı müzakereleri tamamlamış ve birliğe üye olmuştur. Bu dönemde, Estonya, birliğin genişleme sürecinde, yeni üye ülkeler arasında ekonomisi Kıbrıs Cumhuriyeti'den sonra en güçlü olan ülkedir. Estonya ekonomisi hızla gelişen, bir çok Finlandiya menşeli firmanın yatırım yaptığı bir yapıdadır. Estonya ekonomisi özellikle Bilişim Teknolojisi alanında güçlüdür. Kişi başına düşen gayri sarfi milli hasılası 12.300 Amerikan Doları ile diğer Baltık Devletleri arasında en yüksek olanıdır. [değiştir] Demografi Estonya'nın yaklaşık %70'si etnik Estonlar, nüfusun kalanı ise genelikle eski SSCB'den ülkeye göç etmiş azınlıklardan oluşur. Başkent Tallinn'nin de içinde bulunduğu Ida-Virumaa bölgesi ülkenin en gelişmiş bölgelerinden biridir. Ülkenin resmi dili Fince'yle akraba bir dil olan Estonca'dır. Rusça ülke içinde ağırlıklı olarak konuşulan dillerden biridir. [değiştir] Etnik Yapısı 2002 yılında yapılan sayıma göre Estonya'nın etnik yapısı: 67,9 % Eston 25,6% Rus 2,1% Ukraynalı 1,2% Beyaz Rus 0,9% Fin 2,3% Diğer Din Estonyalıların geleneksel dini diğer İskandinav Ülkeleri'nda olduğu gibi Hristiyanlık dininin Luteran mezhebidir. Nüfusun üçte birinden daha azı kendilerini inançlı olarak tanımlar. Ülkede yaşayan Rus azınlıklar genel olarak Hristiyanlık'ın Doğu Ortodoks'luk mezhebindendir. Ülkede Musevi cemaati ve az sayıda da olsa Tatar ve Azeri kökenli azınlıklardan kaynaklanan Müslüman bir nüfus da mevcuttur. Eston geleneklerinde, halen, eski Pagan Dini'nden kalma etkiler vardır. Bugün, Estonya halkının %32'si bir kiliseye veya dini bir gruba üyedir: 14,8 % Estonya Luteran Kilisesi 13,9 % Ortodoks Kilisesi yaklaşık 6.000 Baptist yaklaşık 3.500 Roman-Katolik Ülkede az sayıda Musevi, Müslüman ve Protestan da mevcuttur. Dil Estonya Dili, Fince ve Macarca dilleri ile birlikte Ural-Fin dil ailesi grubundadır.

Erdal İnönü

Bilimadamı ve siyasetçi. Erdal İnönü 1926'da İsmet İnönü ve Mevhibe İnönü'nün oğlu olarak Ankara'da dünyaya geldi. 1947'de Ankara Üniversitesi'nden fizik lisans diplomasını aldı. ABD'de Kaliforniya Teknik Üniversitesi'nde 1951'de doktorasını tamamladıktan sonra Ankara Üniversitesi Fizik Bölümü'nde asistan olarak görev yapmaya başladı. 1964-1974 arası ODTÜ'de profesör ünvanıyla görev yaptı. Bu üniversitede rektörlük de yaptıktan sonra 1974'te Boğaziçi Üniversitesi'ne geçti. 1983'te SODEP'in kurucu genel başkanı olarak siyasete atılıncaya dek bu üniversitede görev yaptı. SODEP ile Halkçı Parti'nin birleşmesi ile kurulan SHP'nin genel başkanı seçildi. 1993'e dek bu görevini sürdürdü. DYP-SHP Koalisyon Hükümeti'nde başbakan yardımcılığı ve dışişleri bakanlığı görevlerinde bulundu (1991-1995). 2004'te Sabancı Üniversitesi ve TÜBİTAK Feza Gürsey Enstitüsü'nde görev yapmakta idi. Kaynaklar Cumhuriyet Gazetesi (http://www.cumhuriyet.com.tr) 12 Eylül 2004 Pazar sayısı sayfa 12 http://www.physics.metu.edu.tr/~baskal/erdali/ei.html

Enzim

Enzimler çok yüksek katalizleme gücüne sahip proteinlerdir;bu sayede metobolizmaya katılan madde moleküllerini etkinleştirirler.Her enzimin katalizleme etkinliği belli bir alttepkene ya da belli bir kimyasal bağa özgüdür;bu etkinlik,hücrelerde ve vücut sıvılarında bulunan ve etkinleştirici ya da engelleyici adıyla anılan maddelerin varlığından önemli ölçüde etkilenir.Bu maddeler de her enzim etkinliği için ayrıdır. Proteinli yapılarından dolayı enzimler ısı,ışınım,yüksek basınç,kuvvetli asit ve baz etkisiyle bozunurlar.Aslında her enzimin kendine özgü sıcaklık,iyon tepkimesi (pH) ve basınç koşulları bulunmakla birlikte etkinlik “optimum”u 40 C dolaylarındadır. Enzim üretimi genlerin denetimi altında gerçekleşir (bir gen-bir enzim). ENZİMLERİN YAPISI Enzimlerin varlığı uzun zamandan beri görgül olarak bilinmekle beraber, yapıları ancak yakın zamandan beri bilinmektedir. Kristalleşmiş ilk enzim olan üreaz J.B. Sumner tarafından 1926’da elde edildi.O zamandan beri yaklaşık 400 enzim kristalleştirilmiş ve en az 1000 tanesi belirlenmiştir. Enzimlerin hepsi proteindir.Proteazlar gibi bir kısmı etkinliklerini yalnızca proteinli yapılarına borçludur.Bunun tersine, diğerleri proteinli olmayan tamamlayıcı maddelerin varlığını gerektirir: bir metal iyonu ya da koenzim denen karmaşık bir organik molekül.Bu durumda tepkime ancak koenzim ile meydana gelir.Protein yalnızca alttepkenin bağlanmasında işe karışır. Koenzimsiz enzimlerde proteinin bir kısmı tepkimeye katılır:ilgili aminoasitler,polipeptit zinciri üzerinde komşu olmayabilirler ama zorunlu olarak üç boyutlu olarak yer almalıdırlar (molekülün ikincil ve üçüncül yapısının katlanması).Alttepken ile temasa geçen aminoasitler bütününe etkin alan denir.Bu alan da ikiye ayrılır: alttepkene zayıf ya da kuvvetli bağlarla bağlanan yere bağlanma alanı,alttepkeni kimyasal tepkimeyi yaptırmak üzere etkileyen yere kataliz alanı denir. Bazı enzimler,proenzim ya da zimojen denen ve etkin olmayan öncüler biçiminde salgılanırlar.Bunlar doğal olarak etkinleşirler;örneğin,memelilerin midesinde etkin olmayan enzimsel pepsinojen,mide suyunda önceden var olan pepsin ile etkin pepsine dönüşür.

Empati

Konu başlıkları 1 Genel Tanım 2 Etimoloji 3 Eşanlamlılar 4 Zıtanlamlılar 5 Kaynaklar Genel Tanım isim Bir başkasının duyguları, içinde bulunduğu durum yada davranışlarındaki motivasyonu anlamak ve içselleştirmek. Bu duygular anlamaktan öteye geçip fiilen paylaşıldıklarında tecrübe, sempati olarak isimlendirilir. Kendi duygularını başka nesnelere yansıtmak. Bebekler üzerinde yapılan incelemelere göre, doğuştan empati yeteneğimiz yüksek olmakla birlikte, uygun şartlarda hızla kaybedilebilen bir yetenektir. Empati yeteneğini sonradan kazanabilmenin yolu: açık uçlu sorular sormak, yavaş hareket etmek ve yorumda bulunmak, hızlı yargılara varmaktan kaçınmak, kendi davranış ve düşüncelerimizi anlamaya çalışmak, geçmişten ders almak, olayları akışına bırakmak ve kendimiz ve karşımızdakilerin davranışları için belli sınırlar oluşturmaktır. Olumlu amaçlar için kullanıldığında işbirliği, üretkenlik, refah ve mutluluğu artıran bu yetenek, kötü amaçlar için kullanıldığında manipulasyonculuk şeklini alır. Etimoloji Dilimize, Fransızca 'empathie' kelimesinden girmiştir. Latince Em- (iç, içine, içinde) ve Yunanca -patheia (duygu, acı, algılama, telepati anlamındadır ve Yunanca -pathos kelimesinden gelir) kelimelerinin birleşmesiyle oluşmuştur. Eşanlamlılar Duygudaşlık, anlayış, duyarlılık Zıtanlamlılar Duyarsızlık, anlayışsızlık Kaynaklar TDK (http://tr.wikipedia.org/wiki/TDK) The Power of Empathy (http://www.amazon.com/exec/obidos/ASIN/0525945113/spirituhealth-20/103-5428036-2751047) Emotional İntelligence (http://www.amazon.com/exec/obidos/tg/detail/-/055309503X/qid=1085055846/sr=1-1/ref=sr_1_1/103-5428036-2751047?v=glance&s=books) A World Apart, definitions (http://access.autistics.org/resources/glossary/main.html)

Elektronik Posta

Elektronik posta (e-posta) ya da elektronik mektup (elmek), kullanıcıların elektronik ortamda yazdıkları ve birbirlerine gönderdikleri iletilere verilen addır. Elektronik posta, bugün dünya üzerinde milyonlarca insanın çok düşük maliyetle, hızlı bir biçimde iletişim kurmasını sağlar. Konu başlıkları 1 E-postanın geçmişi 2 Günümüzdeki kullanımı 3 Ücretsiz e-posta adresi sağlayıcıları 4 E-posta kullanımına ilişkin yararlı kaynaklar E-postanın geçmişi Elektronik ileti göndererek iletişim kurmanın ilk örnekleri 1969 yılında AUTODIN adlı kuruluşta görülmüştür. Ancak ona yakın bir zamanda başka bir kuruluş olan SAGE'nin elinde de benzer bir altyapı olduğu bilinmektedir. Kullanıcıların aynı bilgisayar üzerinden farklı adlarla iletişim kurmaları ise Ray Tomlinson'ın 1972 yılında @ (çengelli a ya da kuyruklu a olarak bilinir) işaretini kullanmaya başlamasıyla ortaya çıktı. Günümüzdeki kullanımı Elektronik postalaşmada karşılaşılan en büyük sorun yığın iletilerdir. Günümüzdeki e-posta adresleri kullanıcı@sunucu.com biçimindedir. Bir e-postada iki bileşen vardır: Üstbilgi - İleti özeti, gönderen, alan ve iletiye ilişkin diğer bilgiler E-posta bedeni - Burada iletinin kendisi ve genel olarak kullanıcı imzası yer alır Öte yandan e-postada 4 önemli alan vardır: Gönderen ya da Kimden - İletiyi gönderenin adresi ve adı Alıcı ya da Kime - İletiyi alanın adresi ve adı Konu - İletiyi özetleyen birkaç sözcük Tarih - İleti gönderildiğindeki yerel tarih ve saat Diğer alanlar: KK (İngilizcesi CC) - Karbon Kopya gönderilen iletinin başka hangi alıcılara gönderileceğini belirtir GKK (İngilizcesi BCC) - Gizli Karbon Kopya ya da Kapalı Karbon Kopya alanına yazılan adreslerin sahipleri, o iletinin başka kimlere gönderildiğini göremez. Ücretsiz e-posta adresi sağlayıcıları Yahoo! (http://mail.yahoo.com) Hotmail (http://hotmail.coö) Mail.com (http://mail.com) Mynet.com.tr (http://mynet.com.tr) fenerbahcefan.com (http://antu.com) lycos.com E-posta kullanımına ilişkin yararlı kaynaklar Ana Elektronik Posta Görgü Kuralları (http://asteko.linux-sevenler.org/aepgk.html)

Eksantriklik

Geometride eksantriklik bir konik kısmın özelliklerini belirtmek için kullanılan bir terimdir, genel olarak e harfi ile gösterilir. Eksantrikliğin, kabaca sözü edilen konik kısmın çemberden ne kadar farklı olduğunu gösteren bir sayı olduğu söylenebilir. Konik kısımlarda: Çemberin eksantrikliği 0, Elipslerin eksantrikliği 0 ve 1 arasında, Parabolün eksantrikliği 1, Hiperbolün eksantrikliği 1'den büyük, Düz bir çizginin eksantrikliği ise sonsuzdur.

Ekoloji

Ekoloji, organizmalarla, içinde yaşandıkları ortamı ve bu iki varlığa ait karşılıklı etki ve ilişkileri inceleyen bir bilim dalı olarak tanımlanabilir. Bu tanımlamadaki organizmalar, diğer bir deyim ile canlılar veya canlı çevre; insan, hayvan ve bitkilere ait bireyleri veya bunlardan oluşmuş toplumları ifade etmektedir. Tanımlamanın içinde geçen organizmaların içinde yaşadıkları ortam deyimi ise cansız çevre olarak da ifade edilir ve hava, su, toprak, ışık gibi faktörleri kapsar. Ekolojinin; botanik, zooloji, mikrobiyoloji, fizyoloji, bitki beslenmesi, anatomi, morfoloji, patoloji, pedeloji, jeoloji, jeomorfoloji, mineraloji, fizik, kimya, meteoroloji ve klimatoloji gibi bilim dalları ile yakın ilgisi vardır. Araştırma konusu, yöntemi ve amaçlarındaki bazı özellikleri yardımıyla ekolojiyi diğer doğa bilimlerinden ayırma olanağı vardır. 1) Herşeyden önce ekoloji bütün canlılar için ortak olan ve canlılar üzerinde etki yapabilen temel konularla ilgilenir. 2) Diğer bir ayırıcı özelliği ise ekolojinin bir canlıya ait belirli organları ve bu organlardaki hayat süreçlerini değil, canlıların içinde bulundukları hayat ortamı ile olan karşılıklı ilişkilerini incelemesidir.

Egitim tanımları

Tarih boyunca eğitimin ana amacı, kültürün tüm nesillere yayılmasını sağlamaktır. Eğitim bir insan doğar doğmaz başlar ve ömür boyudur. Hatta bazı ailelerin bebekleri doğmadan önce anne karınında müzik dinletme ve hikaye okumanın da bebeğin daha zeki olacağına inandıkları vesilesi ile; insan doğmadan önce de eğitim başlar diyebiliriz. Bazı insanlar için, hayatın zaferleri ve yenilgileri geleneksel eğitimden çok daha mühimdir. (Mark Twain : "Okulun eğitimime müdahele etmesine asla izin vermem.") İnsanların davranışları, tutumları, yaşama bakış açılarının şekilalmasında ailesel eğitim, insan eğitimindeki en mühim adımı oluşturur. Geleneksel eğitim, toplum halkının gençleri eğitme hususunda kabul ettiği bir irtikaptır. Geleneksel eğitim sistematik ve bilgiye adanmış olabilir, ancak bir çok toplumda bu eğitimin toplumları savaşlara, medeni dünya kurallarına göre suç işlemeye itebilir. Geçmiş zamanlarda eğitim bir aile ferdinden diğer bir aile ferdine geçerken (Misal olarak Anne kızına yemek pişirmeyi, baba oğluna avlanmayı öğretirdi.) , ilk kez Sümerliler döneminde eğitim okuma ve yazma'nın baz olduğu günümüz geleneksel eğitim şeklini almaya başlamıştır. Bir konu üzerine uzman olmak isteyenler ise, ya aile bireylerinden eğitim alır ; ya da konu üzerine bir uzmanın yanında önce çaylaklık (staj) ardından asistanlık dönemi geçirirlerdi. Kendileri uzman olduklarından sonra, yeni çaylaklara ve asistanlara uzmanlıklarının sırlarını öğretirlerdi.

Dünya Kızılçay

Dünya Kızılçay, 20037 Ocak 1982’de İstanbul’da doğdu. 1993 yılında İstanbul Üniversitesi Devlet Konseratuvarı Müzik bölümü, Aycan Teztel Trombon Sınıfına yarı zamanlı statü ile kabul edildi. Konservatuvar eğitiminin yanında Saint Benoit Fransız Lisesi’nde de öğrenim gören Kızılçay, 1996 yılından itibaren liselerarası yarışmalara trombonist ve şarkıcı olarak katılmaya başladı. 1998 yılında Milliyet Liselerarası Müzik Yarışması’nda En İyi Erkek Solist Türkiye Birinciliği kazandı. 1999 yılı Mayıs ayında lise orkestrasıyla birlikte konser amaçlı Paris’e gitti. Aynı yılın ağustos ayında ise Malta Uluslararası Şarkı Yarışması'nda Türkiye’yi temsil etti. 2000 yılında, katıldığı Kasdav İstanbul Liselerarası Müzik Yarışması'nda En İyi Erkek Solist İstanbul Birinciliği ve Milliyet Liselerarası Müzik Yarışması'nda yeniden En İyi Erkek Solist Türkiye Birinciliği kazandı. Aynı yıl profesyonel müzik gruplarıyla birlikte trombonist ve şarkıcı olarak sahne almaya başlayan Kızılçay, 2001 yılında Saint Benoit Fransız Lisesi’nden mezun olup İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Sanat Tarihi Bölümü’ne kaydını yaptırdı. 2003 yılında Erdal Kızılçay ve Fuat Güner ile birlikte F.E.D. grubuna dahil oldu ve Beatles Alaturka adlı projeyi gerçekleştirdi. Şu an İstanbul Üniversitesi Devlet Konservatuarı’nda lisans öncesi son sınıfta okuyan Kızılçay’ın akademik eğitimi halen sürmektedir. Dış Bağlantılar Dünya Kızılçay Web Sitesi (http://www.kizilcay.com) Retrieved from "http://tr.wikipedia.org/wiki/D%C3%BCnya_K%C4%B1z%C4%B1l%C3%A7ay"

Dosya Yerleşim Tablosu

Dosya Yerleşim Tablosu (İngilizce File Allocation Table ya da FAT), dosya sistemi küçük diskler için tasarlanmış basit bir dosya sistemidir. Bu dosya sistemi, adını disk biriminin başında bulunan dosya yerleşim tablosunun organizasyonundan alıyor. Olası hasarlara karşı birimi korumak için, tablonun iki kopyası bulunur. Dosya Yerleşim Tablosu ve ana dizinin belli bir sabit yerde bulunması gerekir. Böylece sistemi başlatacak dosyaların yerleri doğru olarak belirlenebilir. Genel olarak sabit disk sektörlere bölünmüştür. Sektörler diskinizdeki en küçük fiziksel depolama ünitesidir. Bir sektörün bilgi kapasitesi 2’nin kuvvetleridir ki bu genellikle 512 bayttır. Dosya Yerleşim Tablosu dosyalama sistemine göre, disk kümelere (cluster) bölünür. Her küme de diskin büyüklüğüne göre belli sayıda sektörden oluşur. FAT32 sürücülerinde kullanılan küme kapasiteleri disk sığalarına göre aşağıdaki gibidir: Disk kapasitesi Küme sığası: 260 MB'den az 512 bayt 260 MB - 8 GB 4 kilobayt 8 GB - 16 GB 8 kilobayt 16 GB - 32 GB 16 kilobayt 32 GB'den büyük 32 kilobayt

Dil

Dil, insanların düşündüklerini ve duyduklarını bildirmek için kelimelerle veya işaretlerle yaptıkları anlaşma, lisandır. (TDK) "Dilinden Anadolu'lu olduğu ancak belli oluyordu." — S. F. Abasıyanık. "Hiçbir dilde sayı böyle güzel sayılamaz." — S. Birsel. Konu başlıkları 1 Dil değişimleri 2 Dil aileleri 3 Dilbilim 4 Bazı önemli dilbilimciler 5 Dışsal bağlantılar Dil değişimleri Diller zaman içinde değişime uğrarlar. Sözcük yazılışlarında, okunuşlarında yada imlâ kurallarında oluşan yavaş ve küçük yenilikler birikerek ve büyüyerek bu değişimleri oluşturur. Bir dili kullanan insanlar yeterince uzun bir süre fiziksel yada kültürel olarak ayrı yaşarlarsa dilleri farklılaşmaya başlar. Bir dili belirgin farklılıklarla konuşan iki insan, birbirlerini anlayabiliyorlarsa ayrı lehçeleri, birbirlerini anlayamıyorlarsa ayrı dilleri konuşuyor olarak kabul edilirler. Dillerin birbiriyle ilişkili olup olmadıklarını anlamakta kullanılan göstergelerden biri de benzer anlamalar taşıyan, benzer yapılı kelimelerdir. Bu şekilde doğal olarak gelişmiş dillerin dışında, yapay olarak geliştirilmiş tek dil Esperanto'dur. Türkçe zaman içinde aşağıdaki gibi şekillenmiş ve değişmiştir: Altay dil ailesi Türkî Dil Kolu Güney Dilleri Türkçe Balkan Gagaoğuz (Gagavuz) Türkçesi (Türkiye, Avrupa) Gagaoğuz (Moldovya) Horasan Türkçesi (İran) Türkiye Türkçesi (Türkiye, Avrupa, Kuzey Amerika) Dil aileleri Türkçenin yer aldığı Altay dil ailesi, adını, Orta Asya'da bulunan Altay Dağlarından alır. Göçebe yaşayan bu insanların bir kısmı Avrupa'ya, diğer kısmı ise Japonya'ya doğru hareket etmiştir. Bu dil ailesinde en çok kullanılan (ve en Avrupalılaşmış) dil, Türkçe'dir. Bu gruba ait diğer diller: Azerice, Türkmence, Kazakça, Kırgızca, Özbekçe, Uygurca, Moğolca, Korece ve Japonca'dır. Dilbilim Dilbilim, insan dillerini formel (biçimsel) olarak inceleyen ve dil edinimini açıklamaya çalışan bilim dalıdır. Temel altdalları şunlardır: Konuşulan dildeki temel ses bileşenlerini ve bunlarla ilgili kuralları inceleyen fonoloji Sözcüklerin en küçük anlamlı bileşenlerini inceleyen morfoloji, dildeki cümlelerin kurallarını, neyin neden gramere uygun olup olmadığını inceleyen sözdizim (syntax) Dilin anlam oluşturma mekanizmalarını inceleyen semantik Bazı önemli dilbilimciler Noam Chomsky Ferdinand de Saussure Dışsal bağlantılar Dünyadaki dil aileleri listesi ve çeşitli bağlantılar (http://www.ethnologue.com/family_index.asp) Altay Dil Ailesi (http://krysstal.com/langfams_altaic.html)

Dama

Dama iki kişinin karşı karşıya oynayabildiği bir oyundur. Dama bir satranç tahtası üzerindeki karelerden oluşan bir alanda oynanır. Her oyuncunun toplam onaltı taşı bulunmaktadır. Satrancın aksine bütün taşlar aynı biçimde hareket eder ve tek kare sağa, sola ya da ileri gider. Herhangi bir oyuncunun taşı diğer oyuncunun savunmasını geçip sekizinci sıraya ulaşırsa o taş dama olur ve bu andan itibaren birden fazla kare ilerleyebilir, ayrıca damaya çıkmış taşlar diğer taşların aksine geriye de gidebilir. Taşlar birbirinin üzerinden atlıyarak birbirlerini yerler. Rakibinin bütün taşlarını yiyen oyuncu oyunu kazanır. Eğer her iki tarafın da birer taşı kalmışsa, hamle sırası kendinde olan oyuncu oyunu berabere ilan edebilir.

Büyük Hun İmparatorluğu

Türkler tarafından kurulan ilk imparatorluk; Hun İmparatorluğu olarak kabul edilir. Daha önceden kurulmuş Türk devletlerine nazaran oldukça büyük bir alana yayılmış, içerisinde başka milletleri de idare ederek dev bir devlet olduğu için ilk imparatorluk vasfını almıştır. Konu başlıkları 1 Kuruluş (M.Ö 220) 2 Mete Yabgu dönemi (M.Ö. 209) 3 M.Ö. 174 - M.S 1. yüzyıl 4 İmparatorluğun ikiye ayrılması Kuruluş (M.Ö 220) Hun İmparatorluğu Hun Türkleri tarafından M.Ö. 220 yılında kurulmuştur. Hunlar günümüzün Moğolistan bölgesinde; Çin'in kuzey-batısında yaşamlarını sürdürmekteydiler. Bu bölgede Çinlilerle bir çok kez savaştılar. Askerlik üstünlükleri sayesinde girdikleri hemen hemen bütün savaşları kazandılar. Çinliler önüne geçemedikleri Hun Türklerinin saldırıları ardından "Büyük Çin Duvarı" (Çin Seddi)'ni inşa etmek zorunda kalmıştır. (M.Ö. 214) Bu yapı günümüzde halen bir dünya harikası olarak kabul edilmektedir. Ming Hanedanı döneminde de yenilenen büyük duvarın bir çok kısımı sağlamlığı ile günümüzde hala ayakta kalmıştır. Teoman Yabgu ilk büyük Hun hükümdarı idi (M.Ö. 220). (Yabgu o dönemde Türk hükümdarı demekti) Birbirinden ayrı yaşayan Türk boylarını birleştirerek ilk Türk birliğini topladı. Süvari orduları oldukça güçlü olan Türkler savaş taktikleri ve stratejileriyle Çin ordularını Çin Seddi'ne rağmen bozguna uğratmış ve Çin içlerine kadar girmişlerdir. Günümüzde Çin'in bu kısımlarında konuşulan Çince'de bir çok Türkçe kelime hala kullanılmaktadır. (Güzel kız türküsü halen bu bölgelerdeki Çinli erkeklerin Çinli kızlarla evlenmeden önce söylediği bir türküdür). [değiştir] Mete Yabgu dönemi (M.Ö. 209) Teoman Yabgu'dan sonra yerine geçen oğlu Mete Yabgu Hun İmparatorluğu topraklarını Japon Denizi'nden Hazar Denizi'ne kadar uzatmıştır. Burada Türk kavimlerinin yanı sıra Altaylı kavimler de yaşamlarını sürdürmekteydiler. Bu dönem Hun İmparatorluğu'nun en parlak devri olarak görülür. (M.Ö. 209-174) Hunlar zamanında Çinliler medeniyet bakımından çok ileri bir durumdaydılar. Hem nüfusları ve orduları çok kalabalık, hem medeniyetleri parlak olduğu hâlde Hunlar'la başa çıkamadılar. Bu da gösteriyor ki, Hun başarısının sebebi yalnızca askerî güç değildi. Gerçekten Hunlar teşkilâtçılık ve idare bakımından çok gelişmişlerdi. O sırada Çin'in ayrı ayrı prenslikler hâlinde bulunmasından da faydalanarak, Kuzey Çin'de sık sık iktidarı ele alıyorlardı. Fakat Çinliler'in şehir hayâtına kapılan sınır boyu Türkleri yavaş yavaş Çinlileşiyor, Çinli prenseslerle evlenen Hun hükümdarlarının saraylarında Çin âdet ve gelenekleri yerleşiyordu... M.Ö. 174 - M.S 1. yüzyıl Mete'den sonra gelen Yabgular zamanında Çinliler'le ilişkiler arttı. Özellikle evlenme yoluyla Türk ve Çin hükümdar âileleri arasında yakınlıklar doğdu. Bu yakınlıklar ise Hunlar'ın iç işleri bakımından birçok karışıklıklara yol açtı. Yine de Hun İmparatorluğu Milâttan Önce Birinci Yüzyıl'a kadar üstünlüğünü devam ettirdi. Bu yüzyılda ise Türk beyleri arasında taht kavgaları alabildiğine arttı. Çinliler de bu kavgalardan faydalanarak, Türkler'i zayıflatmayı bildiler. Ancak Hohan-Şu'nun 27 yıllık imparatorluğu zamanında ve Çiçi Yabgu devrinde devlet eski gücünü biraz olsun toparlayabildi. İmparatorluğun ikiye ayrılması Milâttan sonraki ilk yüzyılda Hun İmparatorluğu Doğu ve Batı Hunları olmak üzere iki ayrı devlete bölündüler. Bunlara Güney ve Kuzey Hunları da denir. Milattan sonra üçüncü yüzyılın başlarında (220) başka bir Türk kavmi olan Siyenpiler Hunlar'la iktidar mücadelesine giriştiler. Sonunda Moğollar'ın ve bazı Türk boylarının da yardımıyla Hunlar'ın hâkimiyetine son verdiler. Kavimler göçü sonrasında da Avrupa Hun İmparatorluğu, Hun İmparatorluğunun devamını temsil etti.

Bilişim Bilimi

Matematiğe benzer şekilde Bilişim Bilimi (Enformatik) bir (soyut) yapı bilimidir. Amacı ve görevi bir yandan (saf matematiğin alt dalı olarak) temel aksiyomatik matematiksel teoriler üretmek (Kuramsal Bilişim Bilimi), ikinci olarak -yardımcı bilim şeklinde- tüm diğer uzmanlık dallarının nesnelerini ve süreçlerini çözümleyip soyut matematiksel yapılara ve Algoritmalara dönüştürmek (Bilgisayar Bilimi) ve üçüncü olarak soyut matematiksel yapıların aktarılabileceği, saklanabileceği ve algoritmalarla otomatik olarak işlenebileceği matematiksel makinaları tasarlamaktır (Teknik Bilişim ya da Bilgisayar Mühendisliği). Bilişim bilimi genel olarak her tür mekanik hesap ve bilgi işlevleri inceleyen bir bilimdir. Önemli olan teorik bolümlerinden bazıları bunlar: Bilgisayar programcılığı Hesap kuramı Biçimsel dil kuramı ve Otomat kuramı Bilgisayar bilimine bazen bilgisayar mühendisliği denilir ki, bunlar aynı değildir. Bilgisayar bilimi, diğer dillerde kullanılan "computer science" ya da "Informatik" (Bilişim) sözcüklerin manasına daha yakındır ve bilim olarak, mühendislikten genelde daha soyut konuları inceler. Bilişim bilimi hesaplama, bilgi verme ve yazılım ve donanım üzerindeki işlemler üzerine çalışmaktadır. Pratikte bilgisayarlarla ilgili konuları kapsar. Algoritmalar, formül yapıları, bilgisayar dilleri, yazılım ve bilgisayar donanımları bu konulardan belli başlı olanlarıdır. Yazılım Elemanları Sistem Yazılımları Programlama Dilleri Ofis Uygulamaları İş (Sektörel) Uygulamalar Cihaz Taklitçileri (Emulatörler) Ortam ilişkili Yazılımlar Cihaz ilişkili Yazılımlar Yardımcı Yazılımlar ve birçok alanda geliştirilebilecek yazılımlar Donanım Elemanları Bilgisayar Anakart Sabit Disk Klavye Fare İşlemci Disk Çıkarılabilir Diskler Ekran Kartı Ağ Kartı Yazıcı Tarayıcı Sayısallaştırıcı Ağ Elemanları Yönlendirici Modem Ve belirtilenlerin dışında birçok bileşen ile doğrudan veya dolaylı olarak ilişkili olan bilimdir. Bilişim sözcüğü, Aydın Köksal tarafından bulunmuştur. Kaynaklar Aydın Köksal. "Bilişim sözcüğü üzerine" (http://dergi.tbd.org.tr/yazarlar/11022002/aydin_koksal.htm)