Kasım 02, 2004
Harezmşahlar Devleti
Harezm, Aral Gölü'nün güneyinde bir ülkedir. Melikşâh zamanında bu bölgeye Oğuzlar' ın Beydili boyundan Anuş Tigin vâli olarak görevlendirilmişti. Onun 1097' de ölümü üzerine yerine oğlu Kutbüddin Muhammed tayin edildi. Böylece Harezm idaresinin babadan oğula geçme geleneği doğuyordu. Nitekim Kutbüddin Muhammed, şâh ünvanını aldı ve sadece dışişlerinde Selçuklu Sultanı' na bağlı bir hükümdar oldu. Harezmşahlar' ın ilk hükümdarı odur. 1128' de öldüğü zaman yerine oğlu Gâzi Atsız Bey şâh oldu. Harezmşah Atsız, elindeki eyaleti bir devlet halinde geliştirmek üzere tedbiri alıyordu. Zaten o sırada Selçuklu Büyük Sultanlığı büyük bir buhran içindeydi, nitekim Sultan Sancar son yıllarını Türkmenler elinde esarette geçirdikten kısa zaman sonra, 1157 yılında ölmüş ve devlet başsız kalmıştı. Sancar' ın öldüğü zaman Harezm'de Atsız' ın oğlu İl Arslan hüküm sürüyordu. İl Arslan bağımsızlığını ilan etti.
Harezmşah Devleti' nin gelişme ve parlama devresi İl Arslan' ın oğlu Alaeddin Tekeş (veya Töküş) zamanına rastlar. Alaeddin Töküş önce babasının yerine tahta geçen küçük kardeşi Sultanşah ile onun arkasındaki asıl kuvvet olan annesi Terken Hatun' u kaçmaya mecbur bırakarak Horasan bölgesinde kuvvetini kabul ettirdi. Sonra civarındaki devletlerle temasa geçti. O sırada artık son günlerini yaşayan Selçuklu Devleti' nin topraklarını ele geçirmek üzere yaptığı bir savaşta Selçuklu Sultanı İkinci Tuğrul' u yendi ve öldürdü. İran'ın batı tarafları hariç, bütününe hakim oldu. Bağdad'daki Abbasi Halifesi' ne kendini Selçuklular' ın mirasçısı ve zamanın sultanı olarak tanıtmak için çok çalıştı ve sonunda başardı.
Alâeddin Töküş 1200 yılında öldüğü zaman yerine Kutbüddin Muhammed, Alâeddin Muhammed unvanı ile hükümdar oldu. Onun zamanında Harezmşah Devleti genişlemeye ve kuvvetlenmeye devam etti.Özellikle kendi topraklarında gözü olan başka bir Türk Sultanlığına, Gûrlular'a karşı başarılı bir mücadele verdi ve onların elinde bulunan bazı mühim şehirleri aldı. O sıralarda devletin en kuvvetli hasmı doğudaki Karahıtaylar idi; Karahıtaylar Karahanlılar' ı da kendilerine bağlamışlar, Maveraünnehr havalisine hakim olmuşlardı. Sultan Alâeddin bunlara karşı tertiblediği bir seferde zafer kazandı ve ondan sonra "İskender-i Sâni" (İkinci İskender) ve "Sancar" lakaplarını kullanmaya başladı. Karahıtaylar o sırada yeni gelişmeye başlayan Moğol Devleti'nin ülkesinden sürüp çıkardığı Naymanlar'a karşı mağlup olmuş ve iyice zayıflamıştı. Alâeddin onların elinden Semerkan' ı alarak bu şehri ikinci bir merkez yaptı.1215'te Gazne ve havalisini tamamiyle devlete kattı ve buralara oğlu Celâleddin'i vali yaptı. Kudreti arttıkça Bağdad' daki Hilafet makamı üzerinde baskı yapmaya çalışıyordu. Halife En-Nâsır' ın kendisi aleyhinde birtakım fitneler karıştırdığı iddiasıyla onun makamından alınması gerektiğini, esasen Halifeliğin Hazreti Ali sülalesine aid bulunduğunu iddia etti ve bu aileden birini Halife olarak tanıdı. Fakat Türk ülkelerinde çoğunluğun sünni olması ve sünni alimlerin hep Bağdad Halifesini tutmaları yüzünden, Sultan'ın aleyhinde büyük bir cereyan başladı
Muhaliferin başında kendi annesi Terken Hatun vardı. Oğuzlar'ın Bayat boyundan bir beyin kızı olan Terken hatun, devletin pekçok önemli mevkiine hep kendi akrabalarını getirmiş, Alâeddin adeta bir gölge hükümdar haline gelmişti. Harezmşahlar Devleti' nin yıkılmasına kadar varacak olaylar zincirinin başında yine onu ve akrabalarını görüyoruz. Başlangıçta Harezmşahlar ile Moğollar iyi geçinmişler, aralarında bir ticaret anlaşması da yapmışlardı. Fakat Terken Hatun' un yeğeni Otrar Valisi İnalcık Han, Otrar' a gelen bir Moğol kervanındaki tüccarları casus diye yakalayarak öldürdü, mallarını da müsadere etti. Cengiz Han bunun üzerine olaydan sorumlu saydığı İnalcık (Kayır Han)' ın kendisine teslim edilmesini istedi. Alâeddin bu teklife karşı hakaret dolu cevaplar verdi, ve aslında doğu sınırındaki bir sürü gaile ile uğraşan Cengiz' i kendi üzerine çekmiş oldu.
Cengiz ordusunu toplayıp Harezm ülkesine yöneldiği zaman Alâeddin ona karşı bir savunma savaşı yapmayı kararlaştırdı. Beyleri ve bu arada oğlu Celâleddin, Moğollar' ı Seyhun kıyısında karşılamak fikrindeydiler. Sultan bu fikri kabul etmedi, ordusunu parçalara bölerek her birini bir şehrin savunmasına ayırıp kendisi Horasan' a gitti.
Moğollar Harezm şehirlerini, uzun savunmalardan sonra da olsa, birer birer zaptederek içindeki halkın büyük kısmını kılıçtan geçirdiler, rastladıkları bütün medeniyet eserlerini, özellikle kitapları yaktılar.
Sultan Alâeddin, olu Rükneddin'in otuzbin kişilik bir kuvvetle Devletâbâd' da Moğollara karşı çıktığı savaşta yenildi ve Hazar Denizi' nde bir adaya sığındı. Daha evvel annesi Terken Hatun' un baskısıyla, oğlu Uzlug'u veliahd yapmıştı, Fakat sığındığı yerde son günlerini geçirirken annesinin nefret ettiği diğer oğlu Celâleddin'e boyun eğmeleri için tek tek yemin ettirdi.
Şimdi artık Harezmşahlar Devleti, sultanı bulunan fakat ülkesi olmayan bir devlet haline gelmişti: Harezmşahlar Devleti' nin bundan sonraki tarihi Celâleddin' in macera dolu şahsi hayatı halinde devam etti.
Celâleddin Harezmşâh diye meşhur olan Celâleddin Mengüberdi, Sultan Alâeddin'in Ayçiçek adlı bir Hindli cariyeden doğan oğlu idi. Mengüberdi onun adı ("Mengü", Çağatay Türkçesi'nde "Tanrı" demektir, "Berdi" ise bugünkü "Verdi" sözünün eski halidir, yani "Mengüberdi", "Allah verdi" demektir), Celâleddin'in ise lakabı idi. Türk-İslam tarihinde devlet adamı olmaktan ziyade kahraman olarak şöhret yapmış bulunan Celâleddin'in Moğollar'a karşı mücadeleleri, onu bir destan şahsiyeti haline getirmiş, yüzlerce yıl sonra büyük edib Namık Kemal' e onun hakkında hamasi bir eser yazdıracak kadar derin izler bırakmıştır.
Celâleddin 1220 yılında Harezm Sultanı oldu. Moğollar henüz bütün ülkeyi istila etmemişlerdi, fakat onlara karşı duracak bir kuvvet yoktu. Kalelerde savunma taktiği Harezmşah Devleti'nin sonu oldu, çünkü Moğollar köylerde yaşayan halkı sürüler halinde esir ettikten sonra bunların eline bayraklar vererek ön safta kalelere hücum ettiriyorlar, kaleden gelen ok yağmuru ile bu zavallılar ölünce, asıl Moğol ordusu bu zavallıların cesetleri üstünden saldırıyorlardı. Böylece Türkistan' ın Müslüman halkının büyük bir kısmı da İslam askerinin oklarıyla öldü. Nihayet 1221' de Harezmşah merkezi olan Gürgânc Moğollar tarafından zaptedildi.
Celâleddin bir taraftan saltanatı elinden almak isteyen kardeşleri ve onları tutan kumandanlarla, bir taraftan Moğollar'la karşı karşıya gelmiş ve iki yandan sıkıştırılmıştı. Moğollar onun kardeşleri Uzlug Şâh ve Ak Şâh' ı yakalayarak öldürdüler, fakat Celâleddin kendi ardından gelen Moğol kuvvetini bozguna uğratarak kurtuldu. Gazne' ye geldi, burada yanına asker topladıktan sonra tekrar Moğollar' a döndü. Parvan' da karşısına çıkan bir Moğol ordusunu şiddetli bir bozguna uğrattı. Halbuki Moğollar Harezm seferinin başından beri hiç yenilgiye uğramamışlardı.Celâleddin' in küçük kuvvetlerle ve kendi yiğitliği sayesinde başarı kazanması derhal şöhretinin yayılmasına yol açtı. Nihayet bu işi bir an önce bitirmek üzere, Moğol ordusunun başında Cengiz Han harekete geçti. Celaleddin' in yanındaki kuvvetler mahalli beylere aid olup bunlar devamlı bir mücadeleyi göze alamadıkları için kendisinden ayrılmışlardı. Bunun üzerine Hindistan' a geçmeye karar verdi, fakat Cengiz' in ordusu onu İndüs Nehri kenarında çevirdi. Celâleddin etrafındaki bir kaç yüz askerle Moğol ordusunun bir yanından öbür yanına akın ederek onları şaşkına çeviriyor, koca ordu onun yıldırım hızına erişemiyordu. Savaşı tapadan seyreden Cengiz, onun bu yiğitliği karşısında hayranlığını gizleyememiş, "Şöyle bir evladım olsaydı" demişti. Bunun üzerine gururlarını korumak isteyen oğulları bizzat savaşa girip Celâleddin'in üzerine yürüdüler, ama hiçbir şey yapamadılar. Cengiz onun yakalanmasını istiyor, bu yüzden uzaktan üzerine ok atamıyorlardı. Yakın kavgada ise kimse onunla baş edemiyordu. Nihayet yakındakiler birer-ikişer vurulup düşünce, karısı ve çocuklarına nehire atlayarak Moğollardan kaçmalarını emretti, ama bunların hepsi de sulara kapılarak öldüler. Sultan tek başına kalmıştı. Birden atı ile İndüs Nehri' ne atladı, Cengiz' in ve kumandanlarının şaşkın bakışları önünde öbür sahile çıktı ve kayboldu.
Hindistan'da o zaman Türk hanedanları hüküm sürüyordu .Celâleddin oralarda bir ülke sahibi olup sonra oradan Moğollar' la mücadeleye devam etmek istedi, fakat üç yıllık bir maceradan sonra geri dönmek zorunda kaldı. İran' a geldi. Girdiği her şehri kendisine bağlayarak İran-Irak sınırına geldi. Halife onun Bağdad'a gelmesinden korkarak üzerine bir ordu gönderdiyse de Celâleddin bu orduyu dağıttı ve Bağdad yakınlarına kadar bütün bölgeyi yağmaladıktan sonra, Azerbaycan tarafına, Meraga'ya geldi. 1225 yılında Azerbaycan atabeği Özbek' in elinden Tebriz'i alıp, orayı kendisine merkez yaptı. Bir yandan Mısır' a kadar ortak savaş (cihad) yapmalarını teklif ediyor, bir yandan Batı İran ve Güney Kafkasya'yı kendi idaresinde toplamaya çalışıyordu. Gürcistan Krallığı üzerine yaptığı iki seferde Tiflis dahil olmak üzere bir çok yerleri fethetti. Azerbaycan Atabeyleri' nin elinden Gence' yi aldı. Gürcistan' ı zaptettiği sırada Kirman Meliki Barak Hacib'in isyan ettiğini haber verdiler. Ordusunu orada bırakıp yanına birkaç yüz atlı alarak, isyancılar daha toparlanmadan Kirman' a girdi ve hepsini itaat altına aldı. Sonra Ahlat' ı kuşattı. Ahlat o tarihte Eyyübiler' in elinden idi. Kuşatma sırasında Yıva boyundan Oğuzlar' ın Azerbaycan bölgesini karıştırdıkları haberi geldi, bunun üzerine Ahlat' tan ayrılıp Yıvalı Türkmenler üzerine yürüdü ve hepsini bozup dağıttı. Gürcüler' in Tiflis' i geri aldıkları söylenince, bu defa onların üzerine vardı, Gürcüler sür' atle kaçıp kurtuldular. Gence Valisi Emin Orhan' ın İsmaili suikastçılar tarafından öldürüldüğünü öğrenince, onların ülkesine akın edip hepsini bir yana sinmeye mecbur etti.