Ocak 18, 2005
Osmanlı Devleti'nin Kuruluşu
Osmanlı beyliği Selçuklu-Bizans sınırında kurulmuş bir uç beyliğidir. Batı Anadoluda kurulan bu beyliğin doğuş şartlarını Moğol baskısı sonucu Anadoluda meydana gelen gelişmeler hazırlamıştır.
XIII. yy ikinci yarısında Moğolların baskısı sonucu Anadoluda, Anadolu Selçuklu devleti çökmüş, meydana gelen karışık ortamda, XIII. yy sonu ile XIV. yy başlarında yeni siyasi yapılar ortaya çıkmıştır. Bunlardan biri olan Osmanlılar, kısa zamanda gelişmiştir.
Osman Bey’in etrafında toplanmış olan Osmanlı aşireti , beylik haline geldiğinde, doğusu ve güneyi diğer Gazi Beylikleri ve uç toplumlarıyla çevriliydi. Kuzeyinde ve batısında ise merkezi otoritenin zayıf olduğu Bizans vardı. Bu dönemde Balkanlarda Bizans İmparatorluğu’nun yönetim tarzı bozulmuş ve bunun sonucunda da ağır ve keyfi vergiler , soygunlar, asayişsizlik artmıştır (ŞAHİN, 2004) “Bizans’taki saltanat mücadelesi ve rakiplerden her birinin Türk, Bulgar ve Sırplardan yardım istemeleri, bu yardıma mukabil onlara yer vermeleri imparatorluğun sukütunu çabuklaştırmıştır” (UZUNÇARŞILI, 1972, s.139). Osmanlılar tüm bunlardan yararlanarak, Bizans sınırına doğru gaza hareketine girişmişler, bir çok kimse de gaza ve ganimet için bu uç beyliğine akın etmiştir.
Osmanlı toplumunun büyümesinde Anadolu içlerinden gelip Osmanlı ucuna yerleşen kişilerin önemli payı vardır (ÖZTUNA,1992). “Anadolu Selçuklu Devletinin Moğol baskısı sonucu dağılmaya başlamasıyla uç bölgelerde yavaş yavaş bağımsız ya da yarı bağımsız beylikler ortaya çıkmaya başladı. Moğol baskısı yüzünden bir çok Türkmen, Bizans sınırında ve batı Anadoluda ortaya çıkan beyliklere sığınmışlardır. Bunların içinde onların manevi hayatlarında önemli rol oynayan çok sayıda şeyh ve derviş gibi din adamları da vardı. Bunlar, alperenlik geleneğini gaziliğe dönüştürmüşler ve Osmanlı Devletinin fütuhatçı askeri karakterini tayin etmişlerdir” (ŞAHİN, 2004)1. “Yine batıda beliren imkanlardan faydalanmak isteyen ulema, sanatkâr, tüccar, esnaf gibi yerleşik kesimden halkın bir bölümü de uç bölgelerine akın ettiler. Bunlar, müstakil hale gelen Türkmen beyliklerinde iktisadî açıdan bir alt yapı oluşturmuşlardır. Özellikle ahilik teşkilatı bu organizasyonda ve devletin kuruluşunda önemli bir rol üstlenmiştir” (ŞAHİN, 2004)
Siyasal karışıklık içindeki uç bölgelerinde beylik sayılmayacak küçük toplumlarda vardı. Bunlar zamanla, Ertuğrul Bey’in uç toplumu, Osman Bey’i beyliği haline dönüştükçe Osman Bey’e katılmayı tercih etmişlerdir (ŞAHİN, 2004)1. “Osmanlı Beyliği’nin kurulduğu alanın temelde geniş bir bölge olmadığı herkesin malumudur” (Koç, 2004)2. Bu alanın merkezinde ise Söğüt ve Domaniç yer alır. “Devletin çekirdeği hiç şüphesiz, Ertuğrul Gazi’nin 1231’de Sakarya boyunda yurt tutmasıyla teşekkül etmiştir” (ÖZTUNA, 1992, S.37). “Rivayete nazaran Ertuğrul Bey çok yaşamış 90 yaşını geçirmiştir. 90 yaşında öldüğünü kabul edersek 1191 doğumlu olmuş olur. Yassıçemen Meydan Muharebesinde aşağı-yukarı 39 yaşında olduğu anlaşılır. Yassıçemen’de Kayıların Sultan Alaaddin’in zaferinde müessir oldukları muhakkaktır. Bundan sonra Kayılar Ankara civarına gelmişlerdir. Sultan Alaaddin’in emri ile uca yerleştirilmiş ve bugünkü Eskişehir, Bilecik , Kütahya vilayetlerinin sınırlarının birleştiği topraklar kendilerine “Yurt” verilmiştir. Demek Osmanlılar, 1231 civarında bu bölgeye gelmişlerdir” (ÖZTUNA, 1992, s.37). Ertuğrul Bey’in ölmesiyle yerine Osman Bey geçer.
1288 öncesi Osman Bey Söğüt, Domaniç merkez olmak üzere bu bölgede, kendi önderliğindeki aşiretiyle yarı yerleşik ve konar-göçer, sosyal ve uç siyasal ortamında hayatını sürdürürken, Karacahisar’ı zapt etmesiyle yavaş yavaş adını duyurmaya başladı. 1288 tarihi bu bakımdan Osmanlı Devleti’nin kuruluşunda bir başlangıç olarak sayılabilir. 1288’den 1299’a kadar bir geçiş sürecinden bahsetmek mümkündür. Bu zaman zarfında Osman Bey’in etrafındaki savaşçı sayısı artmış, bölgeyi yeni gelenlerle nüfusta hızlı bir değişim yaşanmıştır. 1299 yılında Bilecik ele geçirilir ve beyliğin merkezi buraya taşınır. Daha sonra Yenişehir, İnegöl, Yarhisar, Köprühisar ani bir baskınla Osman Bey’in eline geçer ve artık genişleme süreci başlar (KOÇ, 2004)2. “Osmanlı Beyliğinin genişleme döneminde hem Anadoluda hem de Rumelide nüsuf hareketi ve artışı iki yönlü olarak gerçekleşmiştir. Bunlardan birincisi, ele geçirilen yeni bölgelerle birlikte buralarda yaşayan nüfusun bir kısmının Beyliğe katılması şeklindeki süreçtir. İkincisi de Anadolunun diğer bölgelerindeki şehir ve kırsal alanlardan çekilen göçmen nüfustur”
Osmanlı Beyliği’nin istikrarlı yönetimi, otoritesini git gide güçlendirmesi, yönetimin güven kaynağı olması , özellikle yürütülen gaza ve cihad hareketinin getireceği maddi manevi kazanç düşüncesi şehir ya da kırsal bir çok kimsenin beylik hakimiyetindeki bölgelere yönelmelerini sağlamıştır (KOÇ, 2004)
“Osman Bey’in ölümüyle yerine oğlu Orhan Gazi geçer. (Bursa 1215’den beri yakınına yapılan kalelerle adeta muhasara altına alınmıştı. 1326’da mühim bir kuvvetle Bursa üzerine yürüyen Orhan Bey tecrübeli kumandanları Köse Mihal , Turgut Alp, Şeyh Mahmut ve Ahi Hasan ile görüşerek u şehrin güneyindeki Bursa’nın anahtarı olan Atranos (Orhaneli) kalesini alıp yıktıktan sonra, Bursa önüne gelerek Pınarbaşı karargahını kurmuş ve kaleyi sarmıştır. Bursa 6 Nisan 1326’da teslim alınmıştır. Bursa’nın zaptından sonra merkez buraya nakledilmiştir” (UZUNÇARŞILI, 1972, s.117-118). “Bursa’nın fethinden sonra hedef İznik’tir. İznik o zamanlar Bursa’dan mühim bir şehir olup Anadoludaki Bizans şehirlerinin en büyüğü idi. Büyük Konstantin tarafından Hristiyan dininin akidelerini tesbit eden en mühim konsil burada toplandığı için tarihi ve manevi bakımdan da büyük ehemmiyeti vardı.” 57 yıl Bizans imparatorluğuna başkentlik yapmıştır. Orhan Bey 1329 Mayısında İznik’i aldı (ÖZTUNA, 1992, s.48). “Bursa ile İznik’in zapt edilmeleri Osmanlı Beyliği başarılarının önemlilerinden olup bir dönüm noktası teşkil eder. Hudutları genişlemekte olan bu küçük beylik esaslı bir kurul vücuda getirmek istediğinden artık yavaş yavaş aşiret, usul ve kaidelerinden ayrılarak bir devlet mahiyetine almak yolunu tutmuş bünyesine göre idari, adli, askeri teşkilat yapmak zaruretini hissetmişti” (UZUNÇARŞILI, 1972, s.124)