Kasım 06, 2004

Yeni Sol

1950'lerde oluşan ve Sovyetlerin Macaristan'ı 1956, Çekoslovakya'yı da 1968 yılında işgal etmeleriyle birlikte güç ve ivme kazanan, Soğuk Savaş dönemine özgü, entelektüel ve politik hareket. Marksist düşünce geleneklerinden esin­lenmekle birlikte, Eski Sol diye tanımladığı, Troçkizm, Stalinizm, Maoizm ve anarşizm gibi geleneksel sol görüşler ve Sovyet yanlısı ideolojilerle arasına bir mesafe koyan Yeni Sol, kapitalizme ve Batılı demokrasilerin politik sistemlerine olduğu kadar, Doğu ve Batı Avrupa'daki komünist partilerin resmi Marksist ideoloji ve politikalarına şiddetle karşı çıkmıştır. Birçok düşünürün görüşlerini kapsayan ve endüstri toplumlarının radikal bir eleştirisini yaparak sosyalist ideolojiyi yeniden canlandırmaya çalışan entellektüel hareketler. Yeni sol 1950'lerde Marksistler arasında doğmuştur ve bu doğuşta en önemli faktör, kapitalizme duyulan antipatiye ilaveten sosyalist ülkelerdeki sosyalizm tatbikatından kaynaklanan hoşnutsuzluktur. Yeni sağ gibi yeni sol da esas itibariyle Batı Avrupa ve Kuzey Amerika'da gelişmiştir. İngiltere'de bu hareket zamanla önemli bir sol entelektüel kaynak olan New Left Review dergisinin kuruluşuna yol açmıştır. Avrupa'da en tesirli olduğu yer Fransa'dır. Başta Sartre olmak üzere tanınmış sosyalist Fransız entelektüeller ülkenin fikir hayatında gittikçe daha etkili olmakla kalmamış, aktivist olarak da sahnede yer almışlardır. 1968'in meşhur öğrenci ayaklanmaları birçok bakımdan Yeni Sol'un bir ürünü olmuştur. Yeni Sol Sovyet tipi sosyalizme karşı çıkmıştır. Genellikle genç Marx'ın hümanist yazılarından ve anarşizmden etkilenmekle beraber kendi içinde hatırı sayılır bir çeşitlilik göstermiştir. Bütün yeni sol hareketlerde ortak olan birkaç noktanın yine de teşhis edilmesi mümkündür. İlki, Batı'nın liberal kapitalist sisteminin baskıcı bir sistem olarak teşhisi ve reddidir. İkincisi, yerleşik iktidarın/gücün tasfiyesi için bütün kurumların demokratizasyonudur. Bu demokratizasyon sadece iktidar yapılanmalarıyla sınırlı kalmamalı sivil toplumun neredeyse her alanına da yayılmalıdır. "Radikal demokrasi" ve "katılımcı demokrasi" teorileri bir anlamda bu anlayışın yansımalarıdır. Üçüncü olarak, ikinci unsurla bağlantılı biçimde, kişisel özerkliğin en önemli şey olarak kabul edilmesidir. Burada bir çeşit bireycilik vardır ama, bu bireycilik bireyin toplumsal bağlardan kurtarılarak atomize edilmesine yol açabilecek bir "kurtuluşçu" (emoncipation-liberation) bireyciliktir. Dördüncüsü, geleneksel sosyalist teoride işçi sınıfına biçilen öncü rolden duyulan hayal kırıklığıdır. İşçi sınıfının devrimci potansiyelini kaybettiğine -belki de hiçbir zaman böyle bir potansiyel kazanmadığına- inanan Yeni Sol düşünürler, öncülük rolünü toplumun hoşnutsuzlarına -öğrenciler, işsizler, marjinal gruplar-layık görür. Yeni sol da eski solun temel özelliğini taşımıştır; yani, negatif/eleştirel bir tavır takınmakta hayli başarılı olmuş ama, eleştirdiği sisteme insicamlı ve fonksiyonel bir alternatif geliştirmeyi becerememiştir. Ekonomik kavrayıştaki zaaf ortodoks sosyalizmdekinden daha da derin görünmektedir. Feminizm ve ekolojik hareketlerin gelişmesinde çok etkili olmuş, ama etki alanı toplumun geniş kesimlerini kapsamaktan ziyade radikalleşmiş gençlik kesimleriyle sınırlı kalmıştır.