Vikipedi, özgür ansiklopedi
Yunanca veya Grekçe, Yunan dilidir. Yunancası Ελληνικά (Elinika) olan bu dil 3000 yıllık bir geçmişi olan Hint-Avrupa dil ailesine ait bir dildir. Antik Yunanca Klasik Yunan uygarlığının dili olarak kullanılmıştır. Modern Yunanca Antik Yunancadan oldukça farklı olmakla beraber köken olarak ona dayanır. Yunanca, Yunan alfabesi kullanılarak yazılır. Modern Yunanca dünyada, çoğu Yunanistan'da yaşayan yaklaşık 15 milyon kişinin anadilidir.
Konu başlıkları[gizle] |
Tarihçesi
Efsaneye göre
Tanrılar tanrısı Zeus, Fenikeli bir kralın Avrupa isimli kızına aşık olur ve onu kaçırır. Avrupa’nın ağabeyleri onu bulmak için yollara düşerler. Onlardan biri olan Kadmos kâhinle konuşmaktadır. Arkadaşlarını kaybettiği sayısız serüvenlerin sonunda Kadmos, Thebai şehrini kurmayı başarır. Kadmos, ölen arkadaşlarının anısını yaşatmak için kum üzerinde, her birini simgeleyen farklı semboller çizer. Bu göstergeleri birleştirerek hikayesini anlatabilir. İşte bu semboller, kaybettiği arkadaşlarını yad etmek için yarattığı Yunan alfabesi harflerini oluşturmuştur.
Bu söylencenin daha basit bir anlatımı da vardır. Kadmos, kız kardeşi Avrupa’yı ararken “Phonikeia Grammata”ları yani Fenike harflerini keşfeder ve geri döndüğünde onları Yunanistan’a beraberinde getirir.
Çizgisel A ve B
Fenike alfabesini benimseyip değiştirmeden önce Yunanlılar iki yazı sistemi kullanırlardı. İlki, “ çizgisel A ” denilen, 76 hecesel göstergeden oluşan, piktografik bir yazıydı. Çizgisel A, MÖ 1700’den 1400’e kadar tüm Ege Denizi yöresinde kullanılırdı. Bu yazının şifresi halen çözülememiştir.
M.Ö. 1680 ile 1580 yılları arasında Çizgisel B yazısı onun yerine geçmiştir. Çizgisel B yazısı 158 ideogram, 87 hecesel gösterge, 11 ağırlık ve ölçü göstergesi ile 5 sayısal göstergeden oluşur. Çizgisel A’nın aksine Çizgisel B yazının okunuşu çözülmüştür. Bu yazı, bir Yunan dilini kaydetmekte kullanılırdı ; ama Minos medeniyetinin (MÖ III. bin yıl – Girit tarihi) çöküşü ve MÖ 1100 yılları civarında Girit’in istilası ile kaybolur. Eski Yunanistan’ın ahalisi olan Elenler önce çizgisel A ve B yazılarından esinlenen hecesel bir yazıyı denemişlerdir. Ama sonunda kendi dillerine daha uygun olan Fenike alfabesini benimsemişlerdir. Fenikelilerle ilişkide olan, Kıbrıs ve Suriye’nin kuzeyinde oturan Yunanlılar bu iki kültür arasındaki geçişi sağlamışlardır. Tarihçiler Yunan alfabesinin, Fenike alfabesinin bir uyarlaması olduğunu ispat etmişlerdir.Bu kanıtlama Fenike harfleriyle Yunan harflerinin karşılaştırılmasından elde edilir. İlk harf olan A iyi bir örnektir. Kendisine verilen Alfa adının Yunanca hiç bir anlamı olmamasına karşın Fenike dilinde öküz (Alef) anlamına gelir. Bu akrabalık hemen hemen tüm Fenike harfleri için geçerlidir. Ayrıca, Yunan alfabesindeki harflerin sırası, Fenike alfabesinin aynısıdır.
Yunan alfabesinin kullanımı MÖ VIII. yy’ın ikinci yarısından sonra kanıtlanmıştır. Ama bu yazıların mükemmelliği, onların Fenike yazısından çok daha önce uyarlandığını, bu işlemin MÖ X. yy’da yapıldığını düşündürüyor.
İşleme şekli
Yunanlılar Fenike alfabesini kendi dillerine uyarlayarak değiştirirler. Fenike alfabesinde fonetik değerleri kendi dillerine uyan ünsüz harfleri saklayıp diğer harfleri değiştirerek kullanmışlardır. Bu uyarlama çalışmaları sonucu devrimci bir yenilik ortaya çıkar : ünlü harflerin icadı. Yunanlılar, Fenike alfabesinde kullanmadıkları bazı ünsüz harflere ünlü harf değeri vererek kullanırlar. İşte, Alfa (A), Epsilon (E), Omikron (O) ve Upsilon (Y) harfleri bu şekilde doğar. “ İ ” sesini yazmak için de en sonunda İyota harfini yaratırlar. Fenike dilinde kullanılmayan bazı sesler için de değişikler yapmak gerekir. Örneğin, ünsüz harf grubu olan “ ps ” için Yunanlılar önce ΠΣ harflerini ve daha sonra Ψ harfini kullanırlar. İki Yunanlı dil bilimcisi, Bizanslı Alexandrin Aristophane ve Semendirekli Aristarque Yunan dilinin müzikselliğini yansıtmak amacıyla üç ayrı vurgu işaretini (sağa eğik, sola eğik ve ters v şeklinde çizgi) icat ederler.
Yazının şekli genellikle bir şehirden öbürüne, farklılıklar sergilerdi. İon Yunan alfabesinin yanı sıra, yerel özellikleri yazmaya yarayan pek çok Yunan alfabesi daha vardı. Örnek olarak Firigya, Pamfilya, Karya ve Lidya alfabeleri verilebilir.
Yazıda bir bütünlüğe erişmek için MÖ VI. yy’ı beklemek gerekir.Yunan yazısının işleme şekli sayısız değişime uğrar. Örneğin, ilk başlarda kelimeler aralıksız yazılırdı. Yazının yönü de çok değişikliğe uğradı. Yunanlılar önce “ speiredon ” yani spiral, sonra “ stoikedon ” yani kelimelerin yatay ve dikey olarak hizalanması ve nihayet “ bustrofedon ” şeklini kullanmışlardır. Bu son sistemde okuma yönü, aynı çift süren öküzün yaptığı gibi yatay ve dönüşümlü olarak sağdan sola ve soldan sağa doğru ilerlerdi. “ Bustrofedon ” sözcüğü de bous=öküz, strephein=dönmek anlamındaki sözcüklerden oluşurdu. Bu okunuş şekli belki de Yunanlıların Fenikelilerden aldığı, sağdan sola olan ilk okuma yönünden İonların soldan sağa olan okuma yönüne geçişte kullandıkları bir ara yöntemdi. Alınan politik bir karar, Yunan yazısının bütünlüğünü ve sürekliliğini sağlar. MÖ 403 yılında Yunan siyaset adamı Archinos çeşitli Yunan sitelerini, resmi belgelerini aynı zamanda İon alfabesi de denilen Milet alfabesiyle yazmaya mecbur eder. Büyük İskender’in fetihleri sayesinde Yunanca tüm dünyaya yayılır ve Bizans İmparatorluğunun yazısı olur.
Gelişmesi
Hindistan - Avrupa dillerinden birçoğu Yunan alfabesini model olarak alıp kendi öz alfabelerini yaratırlar. Aslında Yunan dili, Hıristiyanlaşmış olan tüm bölgelerde etkisini gösterir. MÖ III. yy’da Kıpti alfabesi ortaya çıkar. 31 harften oluşan bu alfabe, Mısır alfabesinden alınmış 6 göstergeyi içeren Yunan alfabesidir. Bu alfabe, Mısır ve Etiyopya Hıristiyanları olan Kıptilerin konuştukları Mısır dilini yazmaya yarar. Kapadokya kökenli, Wulfila adlı piskopos, IV. yy’da Gotların Hıristiyanlığı seçmesi üzerine, İncil’i çevirmek için Gotik alfabeyi yaratır.
Şimdiye kadar Yunanca yazılmış olan kutsal metinleri yazmak amacıyla, V. yy’ın başında Ermeniler ve Gürcüler kendi alfabelerini oluştururlar. Söylenenlere göre, Mesrop isimli aziz bir kişi bu iki alfabenin de mucididir.
IX. yy’da Slavların, Cyrille ve Méthode isimli keşişler tarafından Hıristiyanlaştırılması sonucu, dinî ayinlerin metinlerini yazmak amacıyla iki alfabe ortaya çıkar. Bunlar, bazı göstergeleri İbrani yazısından gelen glagolitik ve bu alfabeden türeyen Kirilik alfabelerdir.XIII. yy’dan itibaren Slav Ortodokslar sadece Kirilik alfabeyi kullanırlar.
Yunan Alfabesi'nin Kökeni ve İlk Yunan Yazısı
Grekçe Yunan yazısından söz ederken, Michael Ventris tarafından çözülmüş olan Mykenai ( Linear B ) yazısını da göz önüne almak gerekir. Son araştırmalar Mykenai dilinin Grekçe ile büyük oranda benzeştiğini ve öncülü olarak görülebileceğini ortaya koysa da Yunan dilinin, Linear B yazısındaki yetersizliklerden dolayı bu dile kaynaklık edebileceği doğru bir sav olmaz.( 88 işaretten oluşan Linear B yazısı ) Linear B yazısı M.Ö. 1450 – 1200 yılları arasına tarihlendirilir.“Saraylar Sonrası Çağ” olarak da adlandırılan bu dönemde Yunanistan anakarasında yerli halk Akhalar görülmektedir Bu halk yazının ortaya çıkmasına öncülük eder. Mykenai, Attika, Tyrnys, Boitoia kentlerinde de yazıya dair buluntular söz konusudur.Linear B, soldan sağa doğru yazılan bir dildir. Tüm heceler sesli harfle biter.88 işaretten oluşan dilde her bir işaret bir heceye karşılık gelir Hece işaretlerinden ve ideogramlardan oluşur.Zarif,yuvarlak hatlı ve karışık işaretlerdir. Eril ve dişil ayrımına sahiptir.Arkeolog ve bir dil bilimci olan A. Evans tarafından kazı başkanı olduğu Knasos kazı-araştırmaları yoluyla Linear B yazılı tabletler bulmuş ve Girit Arkeolojisine önemli katkılar sağlamıştır.Michael Ventris, Kıbrıs hece yazısını çözümleyerek Linear B yazısının Yunan alfabesinden farklı olduğunu ortaya koymuştur. Girit Sarayları baz alınarak A.Evans’ın bize sunmuş olduğu kronolojiye göre ;
Saraylar Öncesi Çağ : M.Ö. 2600 – 2000 Erken Saraylar Çağı : M.Ö. 2000/1900 - 1700 ( 1600 ) Geç Saraylar Çağı : M.Ö. 1600 – 1450 ( Liner A Yazısı ) Saraylar Sonrası Çağ : M.Ö. 1450 –1200 / Deniz Kavimleri Göçü ( Linear B Yazısı )
Burada üç tip yazı söz konusudur. Linear A’dan önce ideogram ya da “ Girit Hiyeroglifi Yazısı” görülür. Mısır hiyeroglifleriyle bağlantı kurulacak kadar çok benzeşir. Bu resim yazı yavaş yavaş Geç Saraylar Evresi’nde, Linear A halini alır,ancak ideogram yazısına, kült amaçlı olarak kullanılmaya devam edilir. İdeogramlar ağırlıklı olarak hayvan başlarından oluşur.
Sözlü ve yazılı Yunan kaynaklarından, Yunan alfabesinin ortaya çıkışına ilişkin bazı bilgiler sağlamak mümkündür. Herodotos’a göre fonetik alfabe Fenikeli Kadmos tarafından Yunanistan’a sokulmuştur. Herodotos, “Fenikeliler Helenlere bilim ve yazıyı naklettiler.”demiştir. Fakat bir diğer iddiaya göre Fenikeli Kadmos’un Yunanistan’a sadece 12 Fenike harfi soktuğu ve geri kalan harflerin Yunanlı Palméde’nin icat ettiğidir. Fenikelilerin kullandıkları en erken Yunan yazısı gibi sağdan sola doğru “sinistrorsum” yazılır. Yunanlıların Fenikelilerden öğrendikleri alfabe 22 harften oluşan kuzey Sami alfabesidir. Fenike harf isimlerinin Yunan alfabesindeki harf isimlerine çok benzemesi, alfabenin doğu kökenli olduğunun güçlü belirtileridir. Bu anlamda yapılan araştırmaların muhtemel kıtlığı gibi Fenike alfabesinden başka Anadolu’da kullanılan yazı sistemlerinin de etkisi olmuştur.
Ulaşım ve ticaretin ilerlemesi, Yunanlıların Fenikelilerle sıkı ticaret ilişkilerinde bulunmaları ve Yunan kültürünün gelişmesine neden olmuştur. Fenikelilerin mallarını belirlemede bazı işaretler kullandıklarını gördükleri ve bunları en kısa zamanda öğrenerek kendilerine uyarladıkları bir gerçektir. Yunanlılar harflere Phoinikeia yani “Fenike şeyleri” demişlerdir. Yunanlılar yazıyı M.Ö. VIII.y.y. başlarına doğru Fenikelilerden öğrenmişlerdir. Bir taraftan eski İyon yazısının “Foinikeia” adın taşıdığını bildiren tarihçi Herodotos ve Teos’ta bulunan bir yazıt, diğer taraftan eski Yunan harflerinin şekil ve adları bu gerçeği açığa vurmaktadır. Fenike dilinde sırasıyla; alef, bet, gimmel harfleri Yunanca alfa, beta, gama, harflerine karşılık gelir.
Diğer bazı kaynaklar da yazının Fenikelilerden alınıp batıya getirilişi olayını tanrı, yarı tanrı ya da kahramanlara maletmektedirler.
Son araştırmalar göstermiştir ki, Yunanlıların alfabeyi öğrendikleri yer, onların ticari amaçlarla Suriye sahillerine kurdukları yerleşim merkezleridir. Bu ortak kaynaktan dağılan alfabe önce büyük ticari merkezlere ( Girit, Rodos ve Euboia ) ve oradan da Yunanistan’ın bölgelerine yayılmıştır. Orantes ( Asi nehri ) kıyı yerleşimleri olan Al-Mina, Hamath da yapılan kazılar sonucunda ele geçirilen buluntular bunu kanıtlar. Sonuç olarak şunu söylemek mümkündür : Ege adaları ile doğu ülkeleri arasında ticaret yapan bazı Yunanlılar, Suriye – Fenike sahillerine yerleşmişler ve Geç Geometrik Devir’de ( M.Ö. VIII.y.y. ortaları ) bölgedeki Fenikelilerden yazıyı öğrenmişlerdir.
Yazının Yunanistan’a geçişi tümüyle bir rastlantı ürünü olduğundan, Arkaik Devir Yunan yazısında genel bir düzensizlik ve dağınıklık görülür. Bunun sonucu olarak, her bölgenin ve her şehrin ilk alfabelerinde büyük farklılıklar ortaya çıkmıştır. Bu farklılıklar o kadar belirgindir ki, bir arkaik devir yazıtının hangi bölge ya da kente ait olduğunu kolaylıkla saptamak kolaydır.
Yazıyı öğrenen ve onu günlük hayatta yoğun bir şekilde kullanmaya başlayan Yunanlılar, bazı değişiklikler de yaparak,Fenike alfabesini kendi dil yapılarına uyarlamışlardır. Örneğin; sesli harf i bulunmayan Fenike alfabesindeki bazı harflere sesli bir karakter kazandırmışlar ve bu alfabe ile ifade edemedikleri bazı sesleri göstermek üzere alfabeye bazı yeni harfler eklemişlerdir. Bu ilave harfler: Phi, Khi ve Psi v.s...’dir. Yakın döneme kadar, bu harflerin kullanılış tarzına bakılarak Yunan alfabelerinin bir sınıflandırılması yapılmıştır. Çünkü ilave harfler diye adlandırılan bu üç harfin kullanılış yerleri değişiktir.
Yunan Dili'nin Gelişimi, Fonoloji, Morfoloji ve Sentaks
- Antik Dönem Yunanca’sı : Linear B yazısı (M.Ö. II. binin ikinci yarısı)- Hellenistik döneme kadar devam eder.
- Bizans-Ortaçağ Yunanca’sı : M.S. 300’lerde başlar,M.S. 1650’ye kadar devam eder.
- Modern Dönem Yunanca’sı : M.S. 1650’lerde başlar ve günümüze kadar gelir.
Klasik Attik’in fonolojik sistemi bilinmektedir. Klasik dönemde sesli sistemde 5 kısa sesli ve 7 uzun sesli bulunmaktaydı.Kısa sesliler; a, e, o, i, y ve uzun sesliler; a :, : , :, o :, y: olarak geçer.
Ayrıca Diftonglara – 2 seslilere sıkça rastlanır. Kısa Diftonglar; ai, au, eu, oi ve uzun Diftonglar ise a : i, : i, :i olarak geçer.
Yunanca, fillerin sonuna gelen takılarla yani son-ek ki buna safiks denilir, eklenmiş bir dil olmasına rağmen prefikslerde yani ön-ek bazen etkili olmuştur.
Fillerin morfolojisi bir hayli karışıktır. Başlıca ayırım Finite ve Non- finite formlar arasında görülür. Finitelerde şahıs ekleri tekil- çoğul ve çift olarak üzere karakterize edilmiştir.Ancak çiftler için tam bir kullanım söz konusu değildir.
Uzun cümlelerde gramatik sıralama düzenlidir. Fiil normal olarak nesneye uyum sağlar. Fiil genelde nesneyi takip etse de bazen önceden de gelebilir.
Edatların geniş ölçüde kullanımı yenidir. Fiil sisteminin karışık düzenlenmesi büyük ölçüde geçmişten mirastır ve İndo- Ariler’le dikkate değer ölçüde benzerlikler vardır.
Yunan Alfabeleri'nin Sınıflandırılması
- Batı Grubu Alfabeler : Kıta Yunanistan’ın büyük bir kısmında x harfi k+s olarak gösterilir. işareti de k+h ve ya nefesli h sesini temsil eder.
- Doğu Grubu Alfabeler : Korinthos civarındaki bazı şehirler ise x=k+h ve =p+s şeklinde kullanılmıştır.
- Primitiv Grup : Girit ,Thera, Melos, Güney Ege adaları ise bu harfleri ilk devirlerinde hiç kullanmamışlardır.
Öte yandan, önceleri kısa ve uzun “o”sesini ayırt etmek gereği Yunanistan’da pek hissedilmediği halde Ege’de buna ihtiyaç duyulmuş ve böylece alfabenin sonuna eklenen “omega” "Ω, ω" harfi Yunanistan’ın halkı tarafından da benimsenmiştir.
İonia’nın arkaik yazıtları azdır ve mevcutlarının en eskisi de M.Ö.VII. y.y.’a ait Smyrna’da bulunmuş ve Omega harfi içeren bir yazıttır.
Ege’nin alfabeye olan diğer bir katkısı da uzun “e” sesinin karşılığı olan Eta "Η, η" harfidir. Aslında bu harf, Atina’nın da dahil olduğu bir çok Yunan kentinde boğazdan çıkan “h" sesini ifade etmek üzere zaten kullanılmaktaydı. İonyalıların yaptıkları şey, bu harfin fonksiyonun değiştirmek olmuştur Bu yeni kullanım tarzı omega da olduğu gibi tüm yunan dünyası tarafından kısa bir süre içinde benimsenmiştir.
Yerel Epikhorik alfabeler M.Ö. V. y.y.’da büyük rağbet görmüş ve aynı yüzyılın sonlarına doğru da yerlerini İonia alfabesine bırakmıştır. Bölgesel alfabe ile yazılmış yazıtların oranı zamanla düşmüştür. Bu dönem Yunanistan’ın en parlak çağıdır ve Herodotos, Thukydides gibi aydınlar yetişmiştir. Yazıda birliğin sağlanması adına çaba göstermişlerdir.
M.Ö. VI. y.y.’dan itibaren İonia alfabesi büyük bir hızla benimsendi ve yaygınlaştı.
M.Ö.403 – 402 yılında Euklides’in Archon’luğu sırasında bu alfabe Atina’da resmen kabul edildi. Bu tarihten sonraki tüm devlet dökümanları bu alfabe ile yazıldı. Buna rağmen, sivil yazıtlardaki bölgesel kullanımlar yarım yüzyıl kadar devam etti. Bu etkinin izlerini bazı Anadolu yazıtlarında görmek mümkündür.
Klasik dönemde Yunanca; Yunanistan anakarasında, Grit’te, Kıbrıs’ta, Rodos’ta, Ege adalarında, Asya, Afrika ve İtalya’daki Yunan kolonilerinde konuşuluyordu.
Yunanca Hint – Avrupa dil ailesinin batı öbeğinin bir koludur Batı öbeğine giren diğer diller : İtalik – Roman dilleri ( İtalyanca, Fransızca, İspanyolca, Romence, Portekizce ) Keltçe ( İrlandaca, Galce, İskoçyaca Galcesi ) Germen dilleri ( Norveç dilleri, İzlandaca, İsveççe, ingilizce, Hollandaca )
Yunanca; kelime haznesi, morfoloji ( isim – fiil çekimi v.s. )fonetik nitelikler bakımından ortak özellikler gösteren bir çok lehçe aracılığı ile bilinir. Lehçelerdeki bu farklılaşma dil bilimcilerin “Ortak Yunanca” adı verdikleri, başlangıçta tek bir dilin bulunduğu tezini güçlendirir. Ortak Yunanca Morfoloji yönünden İtalyan – Kelt ve Ermenice dillerine yakındır. Ayrıca Hint – İran öbeğine de benzer. Ortak Yunanca, bu gün henüz bilinmeyen Helen öncesi Akdeniz dillerinden birinden birçok kelime aktarmıştır. Bu dilin izlerine yer isimlerinde rastlanır. Örneğin; -nthos ve –ssos ile biten kelimeler.
Yunanca’nın Ege havzasına yayıldığı dönemi tespit etmek güçtür. Yeni buluşlara göre (1953) Mykenai dilinin (M.Ö. XV.- XII. y.y) bir Yunanca lehçesi ya da Yunanca ile büyük bir bağlantısı olduğunu ortaya koydu. Ancak Linear B Ayrı bir araştırma konusudur. Yunan lehçeleri ile edebiyat dillerini karıştırmamak gerekir. Örneğin, Homeros ve Pindaros’un dilleri yapma bir dildir, bir çok lehçenin karışımından meydana gelir. Lehçeler ise gerçek konuşma dilleridir ve taşlar üstüne yazılmış resmi belgeler aracılığıyla bilinir. Şu halde Yunanca lehçelerini tespit etmek için yerel yazıtların incelenmesi gerekir.
Yazılı kaynaklar, bir çok Yunan şehrinin ifade aracı olarak kendine özgü bir lehçe kullandığını gösterir. Buna göre;
Grek Diyalektleri (Lehçeleri):
- ATTİK-İONİK DİYALEKT : Attika - İonia kolonileri ve bazı Ege adaları
- AİOLİK DİYALEKT : Lesbos - Aiolis - Thessalia - Boiotia’nın bir kısmı
- ARKADİA DİYALEKTİ : Arkadia - Kıbrıs
- BATI YUNAN DİYALEKTLERİ :
-
- Kuzeybatı Grekçesi : Phokis - Lokris - Elis - Aitolia
- Dorik Lehçesi : Peloponnesos - Dor kolonileri – Magna Graecia
- İlk üç diyalekt Doğu Yunan diyalektleri olarak adlandırılır. Bunun sebebi, aradaki benzerliklerin sayıca fazla oluşudur.
- Yine birbirlerine olan yakınlıkları nedeniyle, ikinci ve üçüncü gruptaki dillere Akhaia diyalektleri adı verilir. Bu gruba Bronz Çağ’ının Knassos, Pylos, Mykenai ve Thebai saraylarında ele geçen ve Linear B ile yazılmış olan tabletler de dahildir.
Yunan sitelerinin zamanla bağımsızlıklarını yitirmeleri, Yunanlılarda birlik ve beraberlik ruhunun doğmasına ve ortak bir dil edinme gayretlerinin ortaya çıkmasına neden oldu.
Ünlü tarihçi Ksenophon tüm bu lehçelerin ortak nitelikleri bünyesinde toplayan bir dil “Koine” kullanmak suretiyle bu hareketin öncülüğünü yapmıştır. Bu dil Yunanistan'dan Ortadoğuya kadar geniş bir çevreye yayıldı sadece Yunanlılarca değil geniş coğrafyanın Lingua Franka'sı oldu. Yahudiler dahil bir çok millet Koine konuşmaya başladılar İncil Koine dialektinde kaleme alındı. Makedonya monarşisi altında Yunan birliği sağlanınca Attike lehçesinin arılığı yitirildi ve İonia lehçesi özellikleri aktarıldı. Söz dizimi ve morfoloji sadeleşti. İskender’in fethettiği ülkelerde ortak lehçe Koine, Hellenistik monarşilerin de resmi dili oldu. Koine, Roma devri Yunan nesircileri tarafından da kullanıldı.
Çok sonraları I.y.y.’da ortaya çıkan ve adına Attikizm denen bir akım da, bozulmuş Yunan nesir dilini Attika’nın klasik devirdeki nesir diline yaklaştırmaya çalıştı. Karşı çıkmalara rağmen, bu yeni nesir dili kendini koruyabildi ve yazı dili ile konuşma dili arasında büyük farklılıklar ortaya çıktı.
Günümüzde Yunanca
Yunanistan’ın kurulması aşamasında devletin resmi dilinin hangi dialekt olacağına dair derin tartışmalara girildi. Bir kısım, halkın konuştuğu ve temellerini Koine'den (κοινή) alan Demotiki (Yun. διμοτική "Dimotiki" okunur) diyalektinin resmi dil olmasını isterken bir kısmı da Attik dilin resmi dil olmasını istemekteydi. Öte yandan Attik diyalekt oldukça zor bir gramere, artık hiç kullanılmayan farklı kelimelere sahip olduğu ve halkın neredeyse tamamınca anlaşılamadığı için Attik dilin daha basitleştirilmiş şekli olan Kathareuousa (καθαρεύουσα) resmi dil ilan edilir. Kathareuousa (Saf Dil) Bizans'ın resmi dilli olan Attik diyalektin zamanla basitleşerek günümüze kadar ulaşmış sadeleşmiş biçimiydi, Yunanistan devleti kurulurken buna ek olarak, Yunanca’ya yabancı dillerden giren kelimeler atılıp, yerine Attik Yunanca kelimelerin konuldu yada eski köklerden yeni kelimelerin türetildi.
Kathareuousa'nın resmi dil olmasıyla okullarda yalnızca Kathareuousa öğretildi, mahkemelerde zabıtlar bu dil ile tutuldu, hatta bir takım gazeteler bu dil ile basıldı. Kathareuousa'nın kullanımı kişiden kişiye göre değişiklikler gösterdi bazıları Attik diyalekte yakın olacak kadar ağdalı (Arhaizousa = Αρχαϊζοθσα) bazıları ise halk dili olan Demotiki'ye yakın basitlikte (Apli Kathareuousa = Απλή καθαρεύουσα) kullandı ancak sonuç pek değişmedi, Yunan Halkı her zaman konuşma dilini tercih etti ve ülkede iki dillilik oluştu. Bununla beraber Kathareuousa ile önerilen bazı kelimeler tuttu ve Halk Yunancasına da yerleşti. Okullarda Halk Yunancası konuşulmadığı için Demotiki'de bir takım bozulmalar olunca 1964'de okullarda Demotiki'nin de okutulmasına izin verildi.
Bu çift dillilik 1976 yılına kadar devam etti. 1976'da Yunanistan’da çıkan bir kanun ile Kathareuousa devletin resmi dili olmaktan çıkartıldı ve Demotiki resmi dil haline getirildi böylece okul, resmi daire ve evlerde konuşulan dilin aynı olması sağlandı.
1982 yılında kabul edilen 2. bir kanunla Politonik (Polytonic) sistem terk edilip Monotonik (Monotonic) sisteme geçilmiş. Yani kelime üzerlerinde vurgulu heceyi belirtmek için kullanılan aksan işaretleri üç çeşitten tek çeşide düşürülmüştür. Bu reform tutucu çevrelerce büyük bir tepkiyle karşılanmış bu "Yunanca'nın Katli" olarak yorumlanmıştır. Bugün dahi tutucu çevreler hala Politonik sistemi kullanmakta ısrar etmektedirler
Yunan Yazıtlarındaki stiller
Fenikeliler bugün bize ters gelen bir yönde, yani sağdan sola doğru “Sinistrorsum” yazmaktaydılar. Her ne kadar A, I ve T gibi bazı harfler için yön sorunu yoksa da, diğer harfleri ters yönde öğrenmiş olan Yunanlılar, soldan sağa doğru yazmanın daha kolay olduğunu anlamakta gecikmediler ve daha ilk devirden itibaren hem sağa hem de sola doğru yazmaya başladılar. Aslında, yazının yönü hakkında karar vermek, yazanın ya da sanatkarın tercihine bağlı birşeydi. Her iki yönde de yazı yazmanın görüldüğü bu dönemde, her iki stili de içeren Örneğin, Boiotia’da bulunmuş olan ünlü Apollon Mantiklos heykelinin üzerinde yer alan at nalı şeklindeki adak yazıtının ilk satırı sağdan sola, ikinci satırı da soldan sağa doğru bir yol izler. Bu heykel M.Ö 700 yılı sonlarına tarihlendirilir. Ayrıca Aigina’da bulunan madeni bir levha üzerindeki tek satırlık yazı ve de bilinen en eski yazıtları taşıyan ve Hera’ya sunulmuş olan Korinthos yakınlarında bulunan adak yazıtları soldan sağa doğru yazılmıştır. Bu örnekler bize gösteriyor ki Yunanlılar her iki yönde de kolaylıkla yazabiliyorlardı. Apollon Mantiklos heykelindeki gidiş gelişli yazı belki yüzeyi daha ekonomik kullanmak belki de satır başına dönme zahmetinden kurtulma amacı taşıyordu. Nedenleri her ne ise, elimizde gidiş – geliş yönünde yazılmış bir çok yazıt örneği bulunmaktadır. Pausanias, bu tür yazı için “öküz dönüşü” anlamına gelen Boustrophedon ifadesini kullanmış ve bu sözcük bilim adamları tarafından bu stili ifade etmek üzere teknik bir terim olarak kullanıla gelmiştir.
Zamanla, soldan sağa doğru yazmak daha kolay görünmüş olmalı ki Boustrophedon stil M.Ö. VI. y.y.’dan itibaren terk edilmeye başlanmıştır. Bu stildeki yazıtların daha çok dinsel konular içermeleri nedeniyle bu stil zamanla dinsel bir kişilik kazanmıştır. Bu stilin en uzun süre yaşadığı yer Girit adasıdır.
Yunanlıların, yazıya estetik bir görünüm kazandırmak üzere başvurdukları diğer bir yöntem de Stoikhedon adı verilen yazı tarzıdır. Sözcük anlamı olarak “bir düzen içinde” anlamına gelen bu epigrafik terim, harflerin alt alta gelecek şekilde sıralanmasıyla yapılır. Gerçekten de, iyi düzenlenmiş olan stoikhedon yazıtlarda harfler her satırda eşit sayıdadır ve bir askeri birliğin dizilişini andırır. Bu stil M.Ö. VI. y.y.’ın sonlarından itibaren hızla yayıldı ve bazı istisnalar dışında, tüm klasik devir yazıtlarında kullanılmıştır. Bu tür yazıtların, M.Ö. III. y.y.’ın sonlarına doğru ( M.Ö. 225 ) ortadan kalktıkları kabul edilmekle birlikte, bazı örneklerine sonradan rastlamak da mümkündür. Örneğin, M.S. III. y.y.’ın başlarında Lykia’nın Oinoanda kentinde ele geçmiş olan bir yazıt.
Bazı arkaik devir yazıtlarında, sözcük ya da ifadeleri birbirinden ayırmak üzere bazı noktalama işaretlerinin kullanıldığı görülmektedir. Çoğunlukla üst üste iki ya da üç noktadan oluşan bu işaretler arkaik devirle birlikte ortadan kalktıysa da, Roma devrinde yeniden ve değişik bir biçimde ortaya çıkmıştır. Örneğin, Roma devri yazıtlarında sözcükler arasına bazen nokta, bazen de sarmaşık yaprağı ve ya benzeri bir süs koymak yaygın bir alışkanlık haline gelmiştir.
Epigrafi
Yazıt Türleri ve Kullanım Alanları
Yazıtların Yunan demokrasisi ile ilgili bilgi edinmemizde büyük rolleri vardır. Atina’daki demokratik hükümet formu nedeniyle halk kayıtlarına geniş ölçüde ihtiyaç vardır. Antik Yunanistan’da yazıtlar bronz plakalara, taş üzerine, beyaz renkli tuğlalara yazılırdı. İlk çağdan günümüze ulaşabilen yazıtları resmi ve özel olarak iki ana başlık altında inceleyebiliriz. Yazıtların sayıca az fakat daha önemli kısmını oluşturan resmi yazıtlar arasında yasaları, antlaşma metinlerini, finans işlerini içeren yazıları, resmi yapılardaki ithaf yazılarını, resmi adak ve onurlandırmaları sayabiliriz. Özel nitelikli yazıtların büyük bir çoğunluğunu, şüphesiz mezar yazıtları oluşturur. Ayrıca, kişisel adaklar, kölelerin özgürlük beratları, vasiyetnameler, onurlandırmalar, mülkiyet yazıtları, büyü ve lanetlemeler yer alır.
Taş üzerine yazılan yazıtlar; kanunları, meclisten geçen yasaları, şehirler arası bağlantıları ve ilişkileri, savaş anılarını, tapınaklara ait mal listelerini, çeşitli spor müsabakaları ve kazananların isimlerini, satılık mal listelerini, gelir ve vakıf kayıtlarını içerir. Ancak hiçbir bölgenin yazıtı Atina’daki yazıtlar gibi numaralandırılmamışlardır.
Ordu için istenen kişilerin listesi beyaz renkli tahtalara yazılır ve Agora’da gösterilirdi. Diğer kayıtlar da papirüslere yazılır ve Metroon adı verilen tanrıların anası mabedinde saklanırdı. Metroon, Agora’da meclisin yanında yer alır. Burası, halk tarafından da kullanılabilen ve halka hizmet eden bir arşiv görevini görür.
Atina, yüksek kalitedeki mermere ulaşabiliyordu. Bu mermer sadece yazıtlarda değil, heykel ve bir takım mimari öğelerde de kullanılıyordu. Uygun mermer ocağı bulunmayan bazı şehirlerde kayıtlar, bronz plakalara kazınır ve bu plakalar da asılırdı.
Zengin ve yetkili kişiler, sahip oldukları şeyler için tanrılara teşekkür ya da adak içerikli yazıtlar sunarlardı. Ayrıca çanak – çömlek ve vazo boyacıları da imzalarını eserlerinin üzerine atarlardı. Çok sayıda yazıtın birlikte incelendiği epigrafik yayınlarda, yazıtların genellikle konularına göre gruplara ayrıldığı ve her grubun kronolojik bir düzen içinde sunulmasına özen gösterildiği gözlenir. Örneğin, çok sayıda mezar yazıtı içeren yazıt koleksiyonlarında, bu yazıtların ölü adlarının alfabetik bir sıraya göre sıralanması mümkündür. Niteliği anlaşılamayan yazıtlar Fragmenta Incerta adı altında bir başlıkta toplanır.
Yazıt Türleri:
- Yasalar, Dekretler (DECRETA)
- Onur Yazıtları (TITULI HONORARII)
- Adaklar (DEDICATIONES)
- Mezar Yazıtları (TITULI SEPULCRALES)
- Kataloglar, Listeler (KATALOGI)
- Bina Yazıtları (TITULI)
- Mil Taşları (MILIARIA)
- Agnostik, Sportif Yazıtlar (TITULI AGONISTICI)
- Sınır Yazıtları (TERMINI)
- Sanatçı İmzaları (SIGNATURE ARTIFICUM)
- Büyü ve Lanetlemeler (TABELLAE DEFIXIONUM)
- Mektuplar (EPISTULAE)
Antik kaynaklar bize eski Yunan ve Romalıların bir takvim kullandıklarını ve bu takvimde her ayın 29 ve ya 30 gün sürdüğünü gösterir. Bu takvimdeki ay isimleri, doğa olayları ve ya tanrı ve imparator isimlerinden aldıkları görülür. Bu takvim sisteminin en belirgin özelliği, her bölge ya da kentin önemli bir olayı takvim başlangıcı yani Era olarak kabul edilmesidir. Antik dönemde Yunanlılar hiçbir zaman ortak bir Era kullanmamışlardır.
Önemli “Era”lar
Era; Önemli bir olayı takvim başlangıcı olarak sayma (Milad). Her bölge ya da kentin önemli bir olayı takvim başlangıcı yani Era olarak kabul edilir.
- Troia Savaşları Erası : M.Ö.1184 / İlk kaz Eratosthenes tarafından kullanılmıştır.
- Olimpia Erası : M.Ö. 776 / İlk kez Timaios tarafından kullanılmış ve onu Polybios, Halikarnassos’lu Dionysos ve Pausanias izlemişleridir.
- Philippos ve Aleksandros Erası : M.Ö. 323
- Seleukoslar Erası : M.Ö. 312
- Sulla Erası : M.Ö. 85 / Sullanın Asia eyaletini yeniden organize ettiği ve vergi sisteminde bir çok değişiklikler yaptığı bu tarih, bu eyaletin doğu kısmında uzun bir süre kullanılmıştır.
- Pharsalos Erası : M.Ö. 48 / Sezar’ın Pompeius’u Phossalos’da yendiği tarih.
- Actium Erası : M.Ö. 31 / Oktavyus’un Antonyus’u yendiği tarih.
Yazıtların Tarihlenmesi, Restorasyonu ve Kopya Edilmesi
Epigrafi çalışmalarında en önemli aşama, kuşkusuz, yazıtların tarihlenmesine ilişkin çalışmalardır. Çoğu yazıtın kesin tarihini, hatta ait olduğu yüzyılı bile saptamak mümkün olamamaktır. Bu gibi hallerde kesin konuşmaktan kaçınmak ve yazıtı “Helenistik Devir” ya da “Roma Devri” gibi çok geniş periyodlar içinde tarihlemek belki de en sağlıklı yoldur. Yazıtları tarihlerken, epigraf eserin çıktığı yerin özelliklerinden “buluntu yeri” eserin sanatsal yapısına kadar ki bunlar “eserin niteliği” ve “eserin niteliği” dir. Çok yönlü düşünmek ve eseri diğer paralelleriyle karşılaştırmak durumundadır. Ayrıca yazıtın, bilinen bir tarihsel olayla ilişkisi, tarihi bir şahsiyetle ya da onun yaptığı işlerle olan ilişkisi, eğer yazıtta tarih varsa bu tarihlerin anlamlandırılması, yazıtlardaki stil, ifade ve yöntemlerin de göz önüne alınması gerekir.
Bilindiği gibi yazıtların büyük bir çoğunluğu elimize ya kırık ya da zedelenmiş olarak geçmektedir. Yazıtları yayına hazırlayan epigraf bu yazıtlardaki eksiklikleri tamamlamaya ve metinleri orijinal durumlarına yaklaştırmaya çalışır.
Epigraf tarafından yapılan tamamlamalar köşeli parantezler içinde gösterilir. Tamamlamada kuşku duyuluyorsa parantezin içine soru işareti eklenir. Tamamlanamayan kısımlarda köşeli parantez içinde belirtilir ve mümkünse eksik olan harf sayısı yazılır.
Bazı kırık yazıtların diğer parçalarının da sonradan ele geçtiği ve eski parçayı bütünlediği görülebilir. Restore edilecek yazıt hakkında düşünülmesi gereken ilk konu, bu yazıtın ait olduğu yazıt grubudur. Örneğin elimizdeki fragment bir dekrete ise, o şehir ve ya yörelerdeki dekretelerde kullanılan genel formülleri incelemek ilk iş olur. İkinci önemli nokta da, satır uzunluklarının doğru tahmin edilmesi ve tamamlanmasıdır.
Yeni bir yazıtla karşılaşan epigrafın yapması gereken ilk iş, gördüğü yazıyı dikkatli bir şekilde kağıda aktarmaktır. Kopya işi tamamlandıktan sonra, taşın ölçüleri ile harf yükseklikleri ve taşın cinsi not edilmelidir. Fotoğraf çekimi de oldukça önemlidir. Eserin değişik açılardan çekimleri ve detay çekimleri alınır. Ortamdaki ışık seçimi önemlidir. Uygun ışık yakalanamıyorsa yapay ışık kullanılır. Eserin iki türlü kopyası alınır. Kağıt kopyada kullanılmakta olan kağıdın özelliği, ıslatıldığı zaman kolaylıkla liflerine ayrılabilmesi ve bu özelliğinden dolayı taş üzerindeki her deliğe girebilmesidir. Eser ıslatılır ve gerektiği kadar kesilen kağıt taşın üstüne serilir. Bir sünger ile ıslatılan eser, tahta bir fırça ile, kağıdın iyice yerleşmesi ve hava kbarcıklarının kalmaması sağlanır. Kağıt kuruyunca eserden ayrılır. Lateks kopyada ise sıvı kauçuk olan sıvı, eserin üzerine ince bir tabaka halinde sürülür ve kuruyunca işlem birkaç kez tekrar edilir.
Epigrafi'de Kullanılan Özel İşaret ve Semboller
Transkripsiyon; taş ya da herhangi bir başka madde üzerine büyük harfle yazılmış olan orijinal metnin, gramer ve epigrafi kurallarına uygun bir biçimde kağıda aktarılması işlemine denir.
- Metne eklenen tamamlamalar köşeli parantez içinde gösterilir. Araştırmacı, epigraf tarafından tamamlanır.
- Aynı harf ve ya ifade, dalgınlık ya da yanlışlık sonucunda iki kez tekrarlanmış ise (dittography) bunlardan ikincisi çengel içinde bir parantez içinde verilir.
- Bazı yazıtlarda, iki kez tekrarlanması gereken bir harf ya da ifadenin yalnızca bir kez yazıldığı (haplography) ve ya bir ifadenin tümüyle atlandığı görülür. Bu durumu transkripsiyona yansıtmak üzere açı şeklindeki parantezlerden yararlanılır.
- Bu yazıtların taş üzerine geçirilmesinden sonra meydana gelen bazı özel ya da politik gelişme ve değişmeler, yazının en azından bir bölümünün silinmesi ya da değiştirilmesi gerekli kılınmış olabilir. Bu durumlarda epigraf, taşın sildirilmiş olan bu bölümdeki ifadeyi tamamlayıp, bu tamamlamayı çift parantez iç içe geçmiş köşeli parantez şeklinde gösterilir.
- Yazıt üzerindeki her harf okunacak şekilde olmayabilir. Okunuşu kesin olmayan her harfin altına konacak bir nokta bu belirsizliği ifade etmemiz için yeterli olacaktır.
- Yazıt üzerinde tamamlanamayan kısımdaki harf sayısı kesin olarak belli değilse, transkripsiyonda bu kısma eksik harf sayısı kadar nokta konmalıdır.
- Eksik harf sayısı kesin değil fakat yaklaşık olarak belli ise, okunamayan bu kısma “circa” yani yaklaşık ifadesini kısaltılmış şekli olan ca. ve ya c. harfleri ile birlikte tahmin edilen harf sayısı yazılmalıdır.
- Kırık ya da zedelenmiş olan kısımlarda harf sayısına tahmin etmek mümkün olmuyorsa, ilgili bölümlere kesik çizgiler konulur. Çizili kısımlar ile harf sayısının bir ilgisi yoktur.
- Bazı yazıtlarda, taşçıların metnin içinde bazı boş yerler bıraktıkları görülür. Bu kısımlara boş olduğunu belirtecek “ vacat” ve ya sadece vac. ifadesi yazılmalıdır.
W.W.W.MaKaRA.Tr.Gs
Temel bilgiler
- Doğum Tarihi: MÖ X. yy civarı.
- Doğum Yeri : Yunanistan
- Kökeni: Fenike alfabesi
- Sistemi : Alfabetik.
- Göstergeler : 24 harf
- Okuma yönü : Sağdan sola daha sonra “bustrofedon” denilen şekilde ve en nihayet soldan sağa doğru.
- Kullanan diller : Yunanca , matematik ve bilimsel dil için de kullanılır
- Bilinen en eski belge : MÖ VII. yy’dan kalma Yunan şehri Dreros’un kanunları.(yasal kararname)
Kaynakça
- MALAY, Hasan, “Epigrafi (Yazıt Bilim)” Ege Üniv. Basımevi, Bornova-İzmir, 1987
- MALAY Hasan, Yunanca I, İzmir 1990
- MALAY Hasan, Yunanca II, İzmir 1990
- AKURGAL, Ekrem “Anadolu Uygarlıkları” İstanbul, 1988
- ÇELGİN Güler, Eski Yunan Edebiyatı, İstanbul 1990
- Meydan Larousse Ans. İstanbul
- FRIEDRICH, Johannes “Kayıp Yazılar ve Diller” ( Çev. Recai TEKOĞLU ) Arkeoloji ve Sanat Yayınları, 2000